Kış tatili soğuk sınama
-Yaşanmış gerçek öyküdür- Dinyeper kıyısında bulunan güzel yerleşke Tsjerkasy’de birbirlerini bulmuş iki kaderdaştılar. Engin, Norveç’te yaşadığı için evlendikten sonra bu ülkenin Kristiansund kentinde yaşamlarını sürdürmeye başladılar. Engin, dalgalı kumral saçları, hafif yanık teni ve çalışkanlığıyla Bayırbucaklı tam bir yörük delikanlısıydı. Lena ise mavi gözlü, beyaz tenli, sarışın ve alımlı bir Slav kızıydı. İkisi de yeni yıl gecesini Tsjerkasy’de geçirmek, dost ve akrabalarla eğlenip nefis yılbaşı yemeklerini düşlemeye başladılar. “Zepechena kachka z jablukamy ta chornoslyvom” yani fırında erik ve elma tart. Fırında ördek, balık ve et yemekleri. Napolyon keki, prazhskij pastası... Aralık ayında bilet bulmak zor olsa da Letonya aktarmalı bir uçakta başkent Kiev’e bilet buldular. Borispil havalimanında onları bir taksi bekleyecek ve karayoluyla Tsjerkasy’ye ulaşacaklardı. Bir akşam Lina Kostenko, Vasyl Stus şiirlerini kendi vatanında okuyacaklardı. Lena’nın düşüncelerinde sanki Anatoliy Krivolap stili kübistik abstrakt resimleri vardı. Uçsuz bucaksız tarlalar, Dinyeper ve Karadeniz görünümlerinin renkli dansı. Kışın soğuk da olsa sıcak renklerle boyanmış dolu dolu tualler. Kristiansund’un dondurucu soğuğunda havalimanına ulaşıp araçlarını park ettiler. Letonya uçağı aprona yanışmış onları bekliyordu. Uçak tamamen doluydu ve herkes tatil yolcusuydu. Yılbaşı eğlenceleri Doğu Avrupa ülkelerinde çok renkli, lezzetli yemeklerin yenildiği ve çılgınca eğlenilen akşamlardır. İnsanlar adeta transa geçer, çılgınca dans eder ve içki içerdi. Her tatil birbirine benzemez, hele hele bazıları vardır hiç unutulmayacaktır. Yerin göğün donduğu dingin kentten havalanan Letonya uçağı sorunsuz bir şekilde Riga’ya indi. Telaşlı değildiler çünkü bir sonraki uçak iki saat sonraydı. Lena ve Engin koltuklarından kalkıp el bagajında bulunan palto ve berelerini alacaklardı. Ancak garip bir durum vardı. Paltoları yerinde değildi. Etrafa baktılar, çoğunluk uçağı terk etmişti. Kabin personeliyle yaptıkları diyalog da fayda etmedi. Havalimanında uçak şirketi de fazla yardım etmedi. Pahalı giysilerin seyahat sigortasından tazmin edilebilmesi için polis raporu gerekiyordu ve o polis karakolu da havalimanın biraz dışındaydı. Üşüyerek hızlı hızlı koşar adımlarla karakolu buldular. Olacak iş miydi bu? Aralık ayında üç ülke geçilecek ve üzerlerinde ne palto ne bir ceket ne de bere. Polisteki kağıt işi de çok zaman aldı. Yeniden tir tir titreyerek, koşar adımlarla yolcu salonuna doğru yürüdüler. Burunları akmaya başlamıştı bile. Kısa bir süre sonra uçaklarının anonsunu duydular. Bagajları da bu uçağa verilmişti bile. Alışveriş yapmaya da zaman yoktu. Dükkanlar kapalı yalnızca restoran bölümü açık. Uçağa binip problemi Kiev’de çözmeye karar verdiler. Boristol havalimanı yoğun ve yılbaşı heyecanı var. Uçak gece 2:06’da indi. Dükkanlar kapalı, yalnızca 'cafe' bölümü açıktı. Bavulu aldılar. Tsjerkasy’deki dairelerinde yeterli giyim eşyaları olduğu için yanlarında fazla giyisi getirmemişlerdi. Paltoların çalınacağını ise hesaplayamazlardı. Hava limanından çıktıklarında taksi şöförü Yuri onları karşıladı ve çok şaşırdı; - Paltolarınız nerede? Bu soğukta hastalanacaksınız. - Arabayı çalıştır anlatacağız. - Ne oldu size? Soyuldunuz mu? - Hayır, ikimizinde paltosu çalındı. Rastlantı olamaz ama oldu. Lena gülümseyerek ve biraz da sıkıntılı şekilde olayı özetledi. ‘Riga’da paltolara elveda bile diyemedik, üşüdük de üşüdük.’ Yuri biraz tebessümle karşıladı bunu. -Yahu bir taksici olarak türlü olaylara tanık oldum Norveç’ten Kiev’e böyle soyularak geleni ilk defa görüyorum. -İkinci üşüme ve sınama- Otomobil tam ısınmamıştı ancak evlerine doğru gitmenin sevinci ve yaşanan durumdan dolayı kahkahayı bastılar. Biraz da sinir boşalmasıydı bu. Yaklaşık üç saatlik bir yolculuktan sonra apartmanın önünde indiler. Çok mutluydular nitekim kendi evlerinin önündeydiler. Taksinin ücretini ödeyip gönderdiler. Tsjerkasy Dinyeper nehri kıyısında olduğundan nemin de etkisiyle daha bir soğuktu. -11 derece ve ortalık buz kesiyordu. Yeniden üşüme başladıysa da ama kısa sürecekti. Apartmanın kapısına geldiler. Anahtar kodu tuşladılar. Kapı açılmadı. Şaka mıydı bu? Bir daha denediler olmadı. Kod değişmiş ve onlara bildirilmemişti. Ne yapacaklardı sabaha karşı bu soğukta? Yahu insan bir tatilde bu kadar üşüyebilir mi? Bu bize karşı bir kurgu mu? Dinyeper sanki bir denizdi. Soğuk buharı havaya yükselirken birbirlerine sarıldılar. İnanamıyorlardı, neler oluyor bize? Bu bir kurgu mu üst üste? Aman tanrım üşümeyelim artık. Bir dur de! Sınama bizi. Oracıkta titreye titreye beklediler. Yaklaşık kırk dakikalık bir titremeden sonra ana kapı açıldı. Bir erkek köpeğiyle acele koşar adım yürümeye başladı. Arkasından seslendiler, ancak kulaklarında kulaklık veya walkman olmayan bu adam onları duymuyordu. Engin, can havliyle koşmaya başladı. Köpeğini gezdiren adamı durdurdu. Yardım istedi ama adam anlamadı. Neden sonra bu kişinin sağır olduğunu anladılar. El imleriyle anlaşıp ondan yardım alarak apartmana girebildiler. İkinci soğuk deneyim yorgunlukla birleşince daha da dondurucu olmuştu. Evlerine kavuşup ısındılar ve uyudular. Ertesi gün kahvaltı ve alışveriş için dışarı çıktılar. Önce kahvaltı ve ardından kışlıklar satan dükkanlar. Engin, zevkine uygun bir paltoya kavuştu ve yüzleri gülüyordu. Konstantin Trutovsky (Ukrayna’da noel ilahileri) Beklenen gün geldiğinde yılbaşı akşamı için köyün yolunu tuttular. Her yer bembeyaz ancak köyün görünümü abstrakt değil realistti. Ressam Konstantin Trutovsky’nin realist tablolarına benziyordu. Açık yeşil renk bir köy evi. Arkasında patates yetiştirilen küçük bir bahçe, inişli çıkışlı yıpranık bir bahçe çiti. Şarkılar, danslar ve yılbaşı yemeğinin ana menüsü fırında pişirilmiş ördekti. Yemek sırasında yaşanan küçük bir yanlış anlaşılma haricinde tam bir yılbaşı sofrasıydı. Tek aksama yemek sırasında Engin beyaz peynir zannedip ekmeğe sürüp yediği malzemenin ‘sala’ yani eritilmiş domuz yağı olmasıydı. Bunun haricinde yemekler harikaydı. -Yeni yılın ilk sürprizi, biraz üşümek- Saat 24:00’ e yaklaştığında önce çocuklar sonra yetişkinler dışarı çıkmaya başladılar. Gardırop yoktu. Paltolar duvara monte edilmiş bir askılığa sıralanmıştı. Çoğu üst üsteydi. Sait önce paltosunun yerini unuttuğunu düşündü. Sonra sıkı hareketlerle paltosunu aramaya başladı. Yeni alınan palto yoktu. Lena’nın yeni paltosu üstündeydi ve onu bekliyordu ama paltonun biri kayıptı. Engin, kadere küskün bir şekilde dışarı fırladı. Dışarısı çok kalabalıktı. Bütün köy dışarıdaydı. Birbirini kutlayanlar, dans edenler, maytapları seyredenler, mutluluk çığlıkları.. Ama palto neredeydi? Palto yok. Çok soğuk ve Engin yeniden üşümeye başlamıştı. Ellerinden başladı sızlama. Tüm vücudu üşüyordu. Titremeler başladı her yerinde. Bir süre sonra Lena paltoyu on dört yaşında bir gencin üzerinde gördü. Çocuklar neşeyle oynuyor, yerlerde yuvarlanıyordu. Sanki çizgi film kahramanları dans ediyordu karların üstünde. Sait paltosunu istedi ve genç hiç itiraz etmeden özür dileyerek paltoyu sahibine teslim etti. İçeriye girdiklerinde ışıkta paltonun üzerindeki lekeleri fark ettiler. Yemek mi? Boya mı?.. Birşeyler bulaşmıştı paltoya. Palto bir problem olup çıkmıştı. Üşümek ve palto... Akşamın atmosferini bozmanın bir gereği yoktu. Yarın bakılır, gerekirse yıkamaya verilirdi. Palto yeniden problemliydi. Yeni yılın ilk günü doğduğunda eve döndüler. Palto zor da olsa temizlendi. Hayal mayal bir iki leke var gibiydi ama sorun etmemeye karar verdiler. Nitekim artık üşümek yoktu. Yaşamak da Dinyeper de çok güzeldi. Birbirlerine sarıldılar, göz göze geldiklerinde artık hiçbir problem kalmamıştı. Gözlerin dili bir uluslararası dildi ve gözler umut doluydu halen. Sevgi en büyük problemleri de yenebilirdi. Nehir beyaz tonlarla bezeli, gökyüzü gri mavi bir sanat eseriydi. Sanat sevgisi de güçlüydü. Tablolar da dolu dolu dizeleri olan şiirler güzeldi. Renkler şimdilik çoklukla beyaz tonlarda olsa da bahar gelecekti. Doğa uLenacak, Dinyeper daha da canlı akacaktı... Yazın çocukların oynadığı, gençlerin spor yaptığı saha ıssızdı. Sanki nefes aldıkları hava bile donmuştu ve uzun süre üşüyüp titremenin nasıl da kötü bir deneyim olduğunu yaşayıp tatmışlardı. Bu olaylar o ülkede yaşanacak benzer durumların belki de kötü bir habercisiydi ama onlar bu kadarını tahmin edemezlerdi. Ukrayna gelecekte talihsiz bir şekilde donacaktı. -Son sınanma- Dönüş yolu aynıydı. Karayolu, Kiyev’den Riga’ya uçuş ve oradan bu sefer paltolar kucakta Norveç’e uçuş. Havalimanına geldiklerinde üstleri sıkı giyinik şekilde yürüyerek park yerindeki araçlarına kavuştular. Engin hemen motoru çalıştırdı. Lena da ‘hani ne duruyorsun? Kaloriferi çalıştır’ diye sitem etti. Donuk bakışlı Engin bunu nasıl söyleyecekti? Arabanın kalorifer pervanesi çalışmıyordu. Motoru tekrar kapatıp açtı ama sonuç değişmedi. Arabanın kalorifer sistemi durmuştu. Havalimanına gelirken çalışıyordu ama tatil sırasında otomobile bir soğuk illüzyon gelmişti adeta. Eve kadar bu şekilde idare edeceklerdi. Camların buğusu gitmiyor, ön camın buzlarını içeriden ve dışarıdan kazıdılar. Görüş zordu. Giyinik oldukları halde otomobilin içinde üşüyorlardı. Arada bir ‘şaşkın bir şekilde’ birbirlerine bakıyorlardı. Altmış kilometrelik yolculuk çok zor oldu. Yolu görebilmek kolay değildi ve aracın içi buz kesiyordu. Sürekli soğukla sınanmaktan bezginlik gelmişti artık. Üşüye üşüye ama konuşamadan kapalı garajın önüne kadar geldiler. Otomatik kapı açıldığında ‘soğukla sınamanın’ artık bittiğini anladılar. Garaj ısıtmalıydı, evler de. Aralık 2021 kış tatili, soğuk sınanmalarla tamamlandı. Ama hiçbir zaman unutulmayacaktı... Belki de devam edecekti. O soğuk sınanmalar anı defterine çoktan düşüldü... Cem Güneş
Gercekedebiyat.com














