Bu ülkede kim ki Cumhuriyet’i[i] kendine layık görmemektedir, kendisi Cumhuriyet’e layık değildir.

En başta Üç Tarz-ı Siyaset’in [ii] Panislamcı ve İslamcı kesimi, kesinlikle Cumhuriyet’e layık değildir.

Kim ki aşağılamak için cumhuriyetin önüne Kemalist sıfatını koymaktadır, Cumhuriyet’e kesinlikle layık değildir.

Kim ki ısrarlı bir şekilde ve utanmadan “Kemalist Cumhuriyet, Müslüman dindarları, gayrimüslimleri, Kürtleri, Alevileri, köylüleri ezmiş ve ötekileştirmiştir,” demektedir, Cumhuriyet’e hiç mi hiç layık değildir.

Ancak, 2023 yılında 100 yaşına girecek olan Cumhuriyet’in İslamcılardan, Panislamistlerden başka samimi, inançlı, yeminli ve sürekli beğenmeyeni ve düşmanı yoktur.

Neo Muhafazakârlarlar, neoliberaller, müflis ve miadı dolmuş solcular gibilerin hepsi dönemsel düşmanlardır.

Bunlar arasında bazı müflis ve miadı dolmuş solculara içtenlikle acırım: Aileleri, yaşamları yani biyografileri yüzünden Cumhuriyet karşıtı ve düşmanı olmuşlardır.

Dedeleri, babaları ve kendi kusurlu geçmişleri yüzünden Cumhuriyet’le hesaplaşmak, ona hesap sormak, ondan intikam almak isterler. Öykülerini ve gerekçelerini çok iyi bilirim, ama terbiye gereği açıklamam!

Çıkar ve para karşılığı olarak Cumhuriyet karşıtlığı ve düşmanlığı yapan sefil toplumculara, tutmalara, yanaşmalara, kuyruklara ve ücretli askerlere gelince, bunları “adam sınıfı”ndan saymam.

EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM

Derin korku ve travmaları olan Cumhuriyet, Müslüman dindarlara, gayrimüslimlere, Kürtlere, Alevilere, köylülere, 1923-1945 yılları arasında, topluduruma bağlı olarak (konjonktürel olarak) zaman zaman iyi davranmamıştır.

Bu inkâr edilemez. Ama topludurum (konjonktür) dediğimiz olguyu ve şeyleri genelleştirmek ve peşini hiç bırakmamak derin ve tedavisi mümkün olmayan bir ruhsal hastalığın belirtisidir.

Başta Almanya, Sovyetler Birliği, ABD olmak üzere bütün dünya, kendi Kürdüne, kendi dindarına, kendi işçisine, kendi azınlığına Türkiye’den daha iyi davranmamıştır.

 Bir ayıp ve günah varsa (ki vardır) bu, bütün dünyaya aittir!

İkide bir, İstiklal Mahkemeleri’nden, bastırılan Kürt isyanlarından, Varlık Vergisi’nden, Cumhuriyet ve laikliğe karşı kalkışmaların kovuşturulmasından, komünist tevkifatlarından söz etmek zihinsel ve ruhsal hastalık belirtisidir.

 Bunlar unutulsun diyen yok!

İnceleneceklerse bir kadavra incelenir gibi, bir cesede otopsi yapılır gibi yapılmalı. Böyle yapılırsa, her kötülük doğrudan doğruya Kemalizme ve erken Cumhuriyet dönemine bağlanmaz. Kadavra serinkanlılıkla incelenir, otopsi  sapıtmadan, bilinçli bir şekilde yapılır.

Ne yazık ki böyle yapılmamıştır: Sözde tarihçiler, kötülemek ve suçlamak için, Cumhuriyet devrimlerinin halka sorulmadan yapıldığını iddia etmişlerdir.

O zaman ben de, “Bre hödükler, hangi halk bir öncü peşinde gitmeden devrim yapmıştır ve hangi öncü devrimci halka sorarak devrim ve reform gerçekleştirmiştir?” diye sormak zorunda kalmışımdır.

Yüzde  98’i okuma yazma bilmeyen halk, Cumhuriyet’in Harf Devrimi yüzünden bir gecede cahil konumuna düşürülmüş; medreseler, tekke ve zaviyeler kapatılmış (Ki doğrudur! Ama neden?), camiler kapatılmış (yalandır), depo (kısmen doğrudur) ve ahır (yalan ve iftiradır) yapılmış… Bereket, camilerin meyhane ve kerhane yapıldığını ileri sürecek kadar vicdansız ve akılsız değiller.

GERÇEKLERİ ve DOĞRULARI KONUŞALIM

Dış destek ve kışkırtı olmasaydı, bu rezilliklerin, bu ihanetlerin hiçbiri günümüz boyutlarında olmazdı. Ama kuklacılık yapan, uzaktan kumanda aletini elinde tutan emperyalizme, küresel sermayeye, CIA’ya ve ABD’nin ona bağlı sivil toplum örgütlerine, Almanya’nın vakıflarına kızmaya hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Atalarımız ne demiş? “Keçi kuyruk sallamazsa teke mekildemez!” İktidardaki hükümeti beğenmemek, onu değiştirmek, onun yerine geçmeyi istemek başka, iktidarı ele geçirip devletin yapısını ve rejimini değiştirmeye yeminli olmak başka.

Bunlardan birincisi demokratiktir ve yasaldır; ikincisi ise anayasa ve yasa dışıdır. Erbakan Hoca’nın Milli Görüş partileri: Milli Nizam, Milli Selamet, Refah (Anayasa Mahkemesi kapattı), Fazilet (Anayasa Mahkemesi kapattı) partileri ikinci türden siyasal partilerdir. Hedefleri laik Cumhuriyet’i yıkmak idi. Türkiye’ye karşı kendi hesap ve çıkarlarına uygun bir müttefik arayan emperyalizm ve küresel sermaye bu damardan bir ortak bulmak, yoksa çıkarmak, hazır değilse hazırlamak zorundaydı. Hatırlamak için, bu yılın mayıs ayında yayımlanan “Başbakan Erdoğan’ı Kendisiyle Yüzleştirelim mi?” [iii] başlıklı beş yazımı okumanızı tavsiye ederim.

Emperyalizm ve küresel sermaye, “İsviçre’de öğrenim görmüş kasaba kızı”na benzeyen Türkiye’yi yüz yıldır çıkarlarının odağında olan Ortadoğu’da istemiyordu. Çünkü Araplara kötü örnek oluyordu. Bu nedenle, en kısa zamanda eski haline dönmesi, tekrar muhafazakârlaşması, başını örtmesi, törpülenmesi, yeniden ehlileştirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle, 1990’ların ortalarında harekete geçip dönemin Refah Partisi il başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı buldu.

Anayasa Mahkemesi’nin elinden bir oylama hilesiyle kurtulan AKP, iktidarda bulunduğu on yıl içinde Cumhuriyet’in içini boşalttı ve Suriye kapılarına dayandı. Emperyalizm, küresel sermaye ve küçük ortakları AKP’nin amacı: 2023 yılına kadar 1923 Cumhuriyeti’nin defterini dürmek.  Bu arada, AKP yardakçılarına serzenişte bulunmak “tenezzül” sınırlarını zorlar. Cumhuriyet’in ve cumhuriyetçilerin de bir tek amacı (var diyemiyorum) bu defteri dürdürmemek olmalı. 

ii[i] Yusuf Akçura, Lotus Yayınevi. Kitap, “Ne olacak bu memleketin hali?” sorusuna ciddi bir cevap arayan ilk yazılı metindir. 1904’te yayımlanmıştır. İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık ekseninde irdelemelerde bulunan bir eserdir

iii Kitabın 30-43 sayfaları arasında okuyacaksınız.

Özdemir İnce

Gercekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)