ayral ha ayral ha, III / Hayati Baki
uyurken reyhâ reyhâ sabahlar, kuşlar / uçarken bitimsiz tükenişe ey kaman
ayral ha ayral ha: yaklaştıkta ölüm, ey kam
şeydâ şeydâ eşyâya sinen ferdâ: gözüm gönlüm
büyütürken ağaçlarımın tomurlanan
çiçeğini; gülgen otların soluğunda dinlengen
tinin dirimi; kırların rüzgârlı kucağında
uyurken reyhâ reyhâ sabahlar, kuşlar
uçarken bitimsiz tükenişe ey kaman,
feryâda ve acıya katık edip günlerin köpüğünü
kanayan çocukluğun renkâhenk uçurtması;
taşların incisini denizin çağırışı: hayatın şarkısıdır
kendi gölgesinde ıslanan ömrün sağnağı: belki,
kalbidir, belki gözleridir alnına düşen akşam;
ayaklarında bukağı, boynunda ince urgan;
boynunda aşk yarası, dil yâresi: eskiden,
döndüm denizlerin ufkunu; gömüldüm
gökşin göğün günışığı görküne: imdi,
ölüyüz, dedi hayvân hayâtî!: kedilerle,
köpeklerle, yılan cânlarla, kaplumbağa
kardeşle yarışta gerü kaldık, ey yer-su
tini, ey köktengri zamanı yaşayan men,
benim öykümden sızan öy: özümden dirilen,
meğer, simurg imiş beni çığıran kuşlayub
ağaçları: yığılı yığınlar üzre evüm feleğim,
bildim ve anladım: ‘geceyle derdimi kimse
bilmez’: cömert doğanın dediği, budur;
ormana girince, uğultuya, verince sesimi.
erinç içre, kara dağlarından öğrendim:
arkurı kangısı, düzgün hangisi, ey kam,
ayral ha ayral ha: göresledim annemi, ey kam
çayırların sesini; otlardaki çiye düşen ışığı.
kıpçak sarışınlığın rüzigârlı soluğundan
varolma evvel zaman dünyayı: karaşın
yazıdan türeyen ölümün gölgesini:
okladım cânımın uçurumunu durma.
durmadan burada, vardım uçmağa ey kaman,
ayral ha ayral ha: kimesne bilür mü hâlimi!.--
Hayati Baki
(Sincan İstasyonu, Eylül-Ekim 2012, sayı: 61)
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.