"Yeni gericilik" nasıl bir şeydir?
28 Ocak 2013 tarihli “Yurdun Sesi” sütunlarında bir analiz vardı. Bence çok doğru bir yazıydı. Benim dikkatimi ise orada kullanılan “Yeni-Gericilik” kavramı çekti. Gerçi kişisel olarak ajitatif anlama çekilebilecek tanımlamalardan kaçınırım. Lakin burada muhteva itibariyle çok isabetli yaklaşımlar söz konusuydu. Şimdi kavramın “Çağrıştırdıkları”nı ifade etmeye çalışayım. Yoksa bu bir “Tartışma yazısı” değil elbette.
Gerçekten de dünyaya “Yeni-muhafazakâr” rüzgârla birlikte etnik, dinsel, mezhepsel, vb. kimlikleri öne çıkaran, sürekli bunlar üzerinden politika üreten bir anlayış dayatılmış vaziyette. Bu yaklaşım en çok da tek direnç noktası olabilecek sol safları etkilemek üzere kurgulanmış bulunuyor. (Zaten “Neo-Cons” akımı da “Eski solcular” dizayn etmiş bulunuyor!) “Sol kimlik” üzerinde çözeltici etkileri bulunuyor. Bizdeki “Eski solcu” liberal tayfanın kulakları çınlasın!
Neyse, şu veya bu etnik, dinsel, mezhepsel kimlik altında doğmak kimsenin ne “Suçu” ne de “Başarısı”dır. Aynı şekilde bir “Üstünlük” veya “Aşağılık” sebebi de değildir. Çünkü bu bir “Bilinçli tercih” durumu değildir. (İnsan ancak yaptıklarıyla “Üstün” ya da “Aşağı” konuma düşer!) Ancak bu kimlikleri fazlasıyla öne çıkarmak, kaşımak, varoluşumuzun merkezine oturtmak, her şeyi bunun üzerinden okumak başka bir şeydir. O zaman her birimiz kendi kovuğunda yaşayan ilkel klan insanına döneriz.
İşte o yüzden “Yeni gericilik” sanılanın aksine “Kimliklerin özgürce ifadesi” çağrısı değildir. Değildir çünkü bu “İdeoloji”yi tasarlayan güçlerin hedeflediği “Demokrasi” de bu tarz özgürlükler “Parçalayıcı”, “Düşmanlaştırıcı”, “Ötekileştirici” bir şekilde ele alınır. Bu yönüyle “Tuzak”tır. Bunda ısrar “Öteki”ne karşı çatışma, hasımlık, nefret üretmekten başka bir yola çıkmaz.
Aslında “Yeni-Gericilik” diye tanımlanan akım ve zihniyet emperyalizmin klasik “Böl ve yönet” taktiğinin daha modernize edilmiş ve daha çok sol jargona bulanmış biçimidir. Burada “Modifiye” edilen aslında zihnimiz ve birbirimize yaklaşım biçimimizdir. Bizi “Verili kimlik”lerimizin dar kalıpları içine hapseder. Böylesi kişi ve grupların insanlaşma sürecinde bir “Tıkanma” oluşur. “Kabile” aşamasına hızla geri dönüştür!
Unutmayın; muhafazakârlığın “Maske”si çoktur. Klasik muhafazakârlığın mevcut biçimiyle sol saflarda yer edinmesi mümkün değil. Artık “İlerici” ambalajlıları makbuldür. Onun içindir ki bunların yabancı servislerinin güdümünde, malum “Think-Tank”lerin “Raporları” doğrultusunda ha bire bu noktaları deşmeleri ve “Kardeşlik”, “Barış” kavramlarına hakaret edercesine bir “Etnik boğazlaşma”nın psikolojik temelini kaşımaları boşuna değildir.
O yüzden hepsi “Üniter devlet” düşmanlığında birleşmiş, kimi onu çökertmenin siyasal tezlerini kurgularken kimi de psikolojik zeminini, “Üst kimlik”in birleştirici potasını hedefler olmuştur. O yüzden onları Birgül Ayman Güler’in kastı aşan ifadesi değil, “Yugoslavyalaşma” uyarısı daha çok rahatsız etmiş olsa gerek!..
“Yeni-Ortaçağ” budur. Onun ideolojisi de “Yeni-Gericilik”tir. Bu yaklaşım kendisini en çok da üst-kimliği parça pinçik edip, etnik temelli, yeni feodal-senyörler, yeni-beylikler, aşiretimsi devletçikler talebinde gösteriyor galiba!
Ortadoğu’nun gerçek “Alternatif modeli” olabilecek, Türkiye Cumhuriyeti’ne bu kadar saldırılması rastlantı değildir!..
Yorumlar
Bu içeriğe henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.