Yazarlara Yazıknâme

Gördük ki edebiyatla edebiyat dünyası arasında kocaman bir uçurum varmış. Peki halk nerede? İşte o uçurum halkmış. Jack London ona uçurum insanları demiş. Gerçekten bu halkın size yaptığı fedakârlıklara yazık. Sizin yerinize çalıştığı günlere, kan ter içinde çektiği eziyetlere yazık.

Yazmanız için üretilen o markalı kalemlere, bilgisayarlara ve masanızdan eksik olmayan top top kâğıtlara yazık. Araştırma yapmak için evinize ya da ofisinize bağlatılan internete yazık. İleride kanser olacak matbaacının kapkara ellerine yazık. Yazık ki sizleri görüp heveslenen okurlara, defterine bir şeyler karalayan meraklılara yazık.

Gözleri kanaya kanaya çalışan dizgicilere, grafikerlere yazık.

Ama editörlere yazık değil!  Aynı kayığın yolcususunuz çünkü sizler de!

Sonra dergilerinizi, kitaplarınızı dağıtmak için saatlerce araç kullanan şoförlere yazık. Onları daha gün ağarmadan ve rüzgâra boyun eğmeden dükkân dükkân dolaşarak teslim eden kuryeye yazık. Yemesinden içmesinden kesip, harçlığını dergi, kitap almaya ayıran öğrencilere, gençlere yazık.

Yazık ki elektronik postalarınızla, sitelerinizle, kayıtlarınızla dijital uzayımızda kapladığınız yerlere yazık.

Sonra gözleri kanaya kanaya çalışan dizgicilere, grafikerlere yazık.

Ama editörlere yazık değil! Aynı kayığın yolcususunuz çünkü sizler de!

Bu yazı yazmak zorunda bıraktığınız ve alıkoyduğunuz şu fakire yazık. Kayıkçı kavganızla, riyâkar duyarlarınızla meşgul ettiğiniz kamuoyuna yazık. Gece çıktığınız bardan sizi evinize güvenle götüren fakat yine de bir kulp takıp arkasından küfür edeceğiniz taksicilere yazık. Sonra o taksi için harcanan benzine, o benzini doldurmak için gece soğukta titreye titreye çalışan benzinciye yazık.

Artık gördük.

Edebiyatla edebiyat dünyası arasında kocaman bir uçurum varmış. Halk yuvarlana yuvarlana içinde çığ olmuş. Çevirmişler kafalarını öte tarafa çünkü halk yuvarlanırken biraz çamurlanmış. Kötü gelmiş burunlarına, direkleri sızlamış. Eh, garipler çıkaramamış seslerini ağızlarını açacak olsalar, taş atmışlar başlarına.

Sonra geçmişler yalanın da ötesine. Nasılsa tarihin sonuymuş, bitmiş edebiyat, bu halk koca göbekli bir uçurummuş. Atlayıvermişler üzerinden, bataklık başlamış. Bir kurbağa prensle özgürce öpüşmüşler, timsahla girmişler yatağa özgürce ve özgürce ayıya dayı demişler ama halka tukaka!

Ve şimdi alışmışlar pis kokulara, kaynar çamura.

Ah yazık ki ne yazık ama en çok sizi doğuran anaların göz yaşına yazık.

Gözen Esmer
Gerçek Edebiyat