Posta Caddesi

Posta Caddesi, Ulus, Kürdün Meyhanesi

Önceleri Taşhan adıyla anılırdı. Sonra heykel konulunca Hâkimiyet-i Milliye yani, Ulus adını aldı. “Ulus” adı, Cumhuriyet’le birlikte bir semt adı olarak kullanıldı. Cumhuriyet öncesinde bu bölgede farklı adlarla anılan çok sayıda mahalle vardı. Taşhan (eski adı Hotel Angora) bu bölgenin en önemli yapısı ve çevresinde çok sayıda ticaret yeri olduğu için, diğer semtlere oranla Taşhan adı öne çıkıyordu. 1927’de Zafer anıtı açılınca buraya önce Hakimiyet-i Milliye Meydanı dendi; bir süre sonra bu meydan Millet Meydanı olarak anıldı. Ardından “millet”ten “ulus”a geçilince, tüm bölge Ulus adıyla anılır oldu.

Ulus bugün de ilk günkü gibidir. Günün her saati insanla dolu ve hep bir telaş, bir koşuşturma içindedir. Yoğun bir insan ve araç  hareketliliği Ulus’un olağan halidir. Ankara halkı bu duruma ta Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ayak uydurmuştur.

Ulus Meydanı’ndan Bankalar Caddesi’ni izleyerek Yenişehir yönüne doğru ilerlerken, Merkez Bankası’nın karşısındaki yol, Posta Caddesi’dir. Sağ köşesinde postane, sol köşesinde Lozan Palas yer alırdı. Cadde, az ileride Kızılbey Caddesi ile birleşir sonrasında, Uzun Çarşı Sokak ile buluşur, daha sonra adı Anafartalar Caddesi olacak Balıkpazarı Caddesi’nde son bulurdu.

zafer meydanı

Geriye dönüp baktığımızda:

Caddenin girişinde, Büyük Postane’nin önünde birbirine yakın iki işportacı vardı. Bunlar mekânın değişmez ikilisiydi. Birisi tıraş malzemeleri satardı: Tıraş makinesi, tıraş fırçası, tıraş bıçağı (jilet), ustura, tarak, el ve cep aynası… Tıraş bıçaklarının isimleri ve renkleri alıcıyı adeta çağırır gibiydi: Lux, Dinamo, İdeal, Bimini, Beyoğlu, Sami, Yavuz, Kıral, Gillette, Duttil, Bozkurt ve daha nice markalar… Diğer işportacı ise, tütün mamulleri ile sigara ve pipoya ait ürünler satardı: Sigara kâğıdı, tütün, ağızlık, tabaka, çakmak, çakmak taşı, çakmak benzini… Bafra kâğıdı sigara saranların gözdesiydi. Tütün deseniz, Bitlis tütünü gözdeydi. Kehribar gibi sapsarı, lif lif uzundu. Gramla satılırdı. “Muhtar Çakmağı” adı verilen Avusturya malı çakmaklar hemen her sigara tiryakisinin tercihiydi…

Posta Caddesi aslında dört meyhanesi ile dikkati çekerdi. Caddenin girişinde, soldaki ilk apartmanın altında Acemin Meyhanesi denilen ve ticari adı Yeni Hayat Lokantası ya da yaygın adıyla Kürdün Meyhanesi bulunurdu. 1944-1960 yılları arasında hizmet veren meyhanenin Kafkas ya da Azerbaycan kökenli şaka sever sahibi Mehmet Özdilli’nin şiveli konuşmasından olmalı hem Kürdün Meyhanesi hem de Acemin Yeri olarak da bilinirdi.

Kürdün Meyhanesi dönemin tüm yazar ve şairlerinin buluşma yeriydi.  Bir “erkek meyhanesi” olarak anılırdı. 25-30 kişi alabilecek kapasitedeydi. Meyhanenin girişinde sağda bar işlevi gören uzun bir tezgâh vardı. Mutfak birkaç basamakla çıkılan dip bölümdeydi. Meyhanenin mezeleri bayır turpu, leblebi, salata, piyaz, Arnavut ciğeri, kelle, koç yumurtası, pilaki ve köfteydi. İçkileri ise rakı ve ucuz şaraptı. Bugünkü Ulus iş merkezinin yerinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurulan Tercüme Bürosu’nda (Tercüme Bürosu, Posta caddesi ile sanayi caddesinin kesiştiği köşede yer alan binada yer alıyordu) görev alan Nurullah Ataç, Sabahattin Eyüboğlu, Melih  Cevdet, Orhan Veli’nin dışında, Samet Ağaoğlu, Ahmet Muhip, Oktay Rifat, Necati Cumalı,Cahit Sıtkı, Suat Taşhan, Aka Gündüz, Ceyhun Atuf, Mehmet Kemal, İlhan Berk, Nusret Hızır, Çetin Altan, Cüneyt Arcayürek, Fikret Otyam, Altan Öymen, Şinasi Nahit, Bülent Nuri Esen, Orhan Peker gibi çok sayıda yazar, şair, gazeteci, sanatçı, öğretim üyesi ile 1. Şubenin siyasi polisleri meyhanenin sadık müşterileriydi...

kürdün meyhanesi
Kürdün Meyhanesi'nde Cemal Süreya'nın arkasında sahibi Mehmet Özdilli. Arif Damar, Mücap Ofluoğlu, Sabahattin Kudret Aksal, Tomris Uyar hemen tanınan yazar ve şairler

Meyhane’nin iki garsonu vardı. Abdestinde, namazında görünen garson “Kambur Hafız” müşteriler için veresiye defteri tutardı. “Tralambos” lakaplı diğer garson Mustafa ise, adını Ankara’da yeni çalışmaya başlayan troleybüslerden alırdı. Meyhanenin kapanma saati yaklaşırken, “Tralambos kalkıyor!” diye ünlemesi, hesapların ödenme zamanının geldiğine işaret ederdi.

Kürdün Meyhanesi’nin 20-30 adım ilerisinde patronu Salih Bey olan Şükran Lokantası vardı. Kürdün meyhanesine göre daha üst düzeyde olan Şükran Lokantası yazarların, sanatçıların, gazetecilerin yanı sıra adliyeden hâkim ve savcıların, avukatların, civardaki bankaların memurların uğrak yeriydi. Lokantanın caddeye bakan camekânının dibindeki masaya erkenden gelip tek başına oturan bir yandan Türkçe ve Fransızca dergi ve gazetelere göz atarken, bir yandan da kadehi ve mezeleriyle meşgul olan Cahit Sıtkı’nın “Otuz Beş Yaş” şiirini burada yazdığı söylenirdi.

Cadde üzerindeki bir diğer meyhane Palabıyığın Meyhanesi’ydi. Adını Arnavut asıllı sahibi Aslan Baba’nın heybetli bıyıklarından alıyordu. Mekân Büyük Palabıyık ya da Rakılı Palabıyık olarak da adlandırılırdı.

Karşı kaldırımda da bir Palabıyık vardı. Küçük Palabıyık ya da Şaraplı Palabıyık olarak bilinirdi. Müşterileri garson Selahattin’in önerisiyle peynirli omlet, bol sirkeli çiroz salatası, kıvırcık salata eşliğinde votka-bira içerlerdi. Küçük Palabıyık özellikle ayın sonlarında Karpiçʼe ya da Şükranʼa gidilemediğinde zorunlu olarak başvurulan bir koltuk meyhanesiydi. Kemal Bey’in sahibi olduğu bu meyhane 1988 yılına kadar hizmet verdi.

Susam Sokağı’ndaki Köfteci Rıza Baba Lokantası ise, Palabıyık’la eş değer, köfte ve piyaz eşliğinde rakı içilen bir yerdi.

kürdün meyhanesi

Önünde iki işportacı tezgâhı bulunan ve 1925’te inşa edilen Posta ve Telgraf binası Ankara’nın başkent olmasından sonra Ulus ve civarındaki yapılaşmanın ilk ürünlerinden birisiydi. Yapının bir başka girişi de yanındaki sokağa açılırdı.

Posta Caddesi’nin üst tarafları ise Anafartalar’a kadar elektrik, inşaat malzemeleri satıcıları ve tabelacılar ile doldurulmuştu. Cadde üzerinde emlak komisyoncuları, nakliyat şirketleri, otomobil, kamyon, traktör acenteleri de yer alırdı. Devlet Hava Yolları Genel Müdürlüğü, Ankara Ticaret ve Sanayi Odası ile Baytarlar Cemiyeti de bu cadde üzerindeydi.

Türkiye’de modern mimarinin ilk ve en önemlilerinden birisi de cadde üzerindeydi. Ankaralı iş adamlarının oluşturduğu “Modern Çarşı Kooperatifi” “Devrim İlkokulu’nun iş yerleri arasında kaldığı gerekçesiyle” yıkılacağını öğrenince, 1956 yılında Ankara Vilayeti İl Özel İdaresi ile anlaşmış, Modern Çarşı’yı inşa etmişti. Binanın bodrum, zemin katı, bir ve ikinci katları mağazalar, binalara ait servisler, lokanta, sergi salonu ile özel bürolar; terasında, pastane, oyun salonları ve dinlence alanları bulunuyordu.

1961 yılında hizmete giren çarşıda, 232 işyeri vardı… Çarşı, 24 Aralık 2003 günü çalışır durumdaki jeneratöre benzin konulduğu sırada, jeneratörün alev alıp patlaması nedeniyle çıkan yangın sonucu kullanılamaz hale geldi. Yangında, Salih Pişkin adlı bir esnaf da hayatını kaybetti.

Modern Çarşı’nın yok oluşu gibi, Bulvara kimliğini veren Tarihi Postane binası da 1974 yılında yıkıldı yerine, 10 katlı blok bir yapı dikildi.

Ve… Hal, bu caddenin en hareketli en kalabalık yeriydi. Günün her saatinde canlıydı burası.

Posta Caddesi’ni anılarda yaşatmak bize düştü…

Selim Esen

Gerçekedebiyat.com