Orhan Veli 108 yaşında​​​​​​​

Orhan Veli 108 yaşında​​​​​​​

Edebiyat öğretmenimiz Rüksan Günaysu onu, “şiiri sokağa taşıyan şair” olarak tanıtmıştı. 36 yaşında hayata veda eden şair, ilkokulu Gazi İlkokulu’nda, Liseyi Ankara Erkek Lisesi’nde okumuştu. İstanbul doğumlu olmasına karşın Ankaralı sayılırdı Orhan Veli Kanık. Çalışma hayatına da Ankara’da başlamıştı. Yirmi gün komada kalmasına neden olan araba kazasını da Ankara’da arkadaşı Melih Cevdet Anday’ın kullandığı arabanın Çubuk Barajı’nın tepesinden yuvarlanması sonucu yaşamıştı. Garip bir şairdi, garip akımının önderi olmuştu.

Geniş bir alnı, sivri bir çenesi vardı. Dudakları etli, burnu tümsekliydi. Yüzü gençlikte çıkardığı ergenlik sivilceleri nedeniyle pürtüklüydü. Yazar arkadaşı Sait Faik onu şöyle tanımlamıştı:

“İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli.”

Lise son sınıfta şiir diye heceli, vezinli dizeleri ezberleyen, aruz vezninin türlü kalıplarını öğrenemezsek sınavları geçemediğimiz yıllarda, Orhan Veli ve arkadaşlarının yarattığı Garip Akımı, Türkiye’deki kısıtlı sanat çevresini allak bullak etmişti. Genç aşıkların dilindeydi Orhan Veli’nin dizeleri:

“Bekliyorum

Öyle bir havada gel ki,

Vazgeçmek mümkün olmasın.”

Varsıl mıydı, değil miydi bilinmez, ama yaşamından şikayetçiydi şair:

“Cep delik, cepken delik,

Kol delik, mintan delik,

Yen delik, kaftan delik,

Kevgir misin be kardeşlik!”

Doğduğu şehir İstanbul’dan annesiyle gelmişti Ankara’ya. Annesiz döndü İstanbul’a…

“Annemi ölmüş gördüm rüyamda.

Ağlayarak uyanışım hatırlattı bana,

bir bayram sabahı

Gökyüzüne kaçırdığım balonuma bakıp

Ağlayışımı.”

Orhan Veli ve arkadaşlarının getirdiği yeni biçimi savunan pek az kişi vardı. Bunların başında Nurullah Ataç gibi ünlü eleştirmen ve dil uzmanları geliyordu. Şiirleri sanat çevrelerini sarsıyordu ama, temiz bir Türkçeyle yazdıkları “insancıl dizeler” adlarını “komünist” e çıkarmaya yetiyordu.

Anlatamıyorum şiiri sınıfımızın şair ruhlu öğrencilerinin dillerindeydi:

“Ağlasam sesimi duyar mısınız, / Mısralarımda; / Dokunabilir misiniz / Göz yaşlarıma ellerinizle?”

Yahya Kemal’le Ankara Palas’ın bahçesinde buluşup söyleştiği söylenirdi. Yahya Kemal, genç şairin “temiz Türkçesi”ni övmüştü.

Orhan Veli, bir akımın simgesi, yalnızca kendinin değil, onun gibi düşünen birçok sanat edebiyat adamının koruyucusu olmuştu. Eleştiriler onun üzerinde birleşiyor ama, açtığı çığır gelişiyordu. Engellenemedi.

Ölümünden önce başlayan bir aşk serüvenini ölümüne değin yaşadı Orhan Veli. Ankara Kız Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapan bir hanımla sürdürdüğü aşk “ölümsüz bir sevda” olarak anlatılırdı. Orhan Veli’nin okula yakın bir köşede “aşkını” beklediği, sonra buluşup yokuş aşağı birlikte indikleri söylenirdi. 

Ankaralı sayılırdı Orhan Veli ama, 13 Nisan 1914 günü İstanbul’da doğdu, 14 Kasım 1950’de İstanbul’da öldü.

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com