İnsan olmak uzun bir yolculuktur

İnsan olmak uzun bir yolculuktur

İnsan olmak veya insanlığı bulmak çaba gerektiren uzun bir yolculuktur. Bulunduğumuz 2022 yılından geriye doğru gittiğimizde, yaşama adım atışımızın bilinen ilk basamağını oluşturan Paleolotik dönemden beri kendimizi tanımlamaya ve anlamlandırmaya dair öykülerle yetiştiriliyoruz ama bunlardan hangisinin bize ne kadar yakın ne kadar uzak olduğunu ölçecek yaklaşık bir göstergeye sahip değiliz. Ne tuhaf!..

AKIL ve VİCDAN

Aklımızın ve vicdanımızın sesini dinlediğimizde insanlığa yakınız; mülk, çit ve çiftlik, dil, din, ırk, iktidar gibi yarattığımız tortuların tutsağı olduğumuzda ise hızla uzaklaşıyoruz.

TORTULARIMIZ

Kişiliğimiz, genel olarak tortulaşan katmanlar üzerinden oluşur ve yaşamımıza damgasını vurur.  –Tortu sözcüğünden kastım: Yukarıda sıraladığım kurgulara ek olarak hırsızlık, nefret, öfke ve benzeri kötücül davranışlarımızdır- ve bunlar binlerce yıl birbirlerini izleyerek, üst üste yığılarak, artan eksilen oranda yer değiştirerek devam etmektedirler… Yani bugünkü halimizle geçmişimizden çok farklı görünmüyoruz. Dün, “Bu benim, burası bana ait. Bağıma girme,” diyorduk, aynı şeyi bugün de söylüyoruz. Dün, “Dişe diş, göze göz,” diyorduk, bugün de aynı kuralı geçerli kılıyoruz. Dün ağzından köpükler saçan birinin davranışına, bugün de tanık olabiliyoruz…  Kısacası tortularımızı kazımadan, temizlemeden devam ediyoruz. Bu da tuhaf!..

Ve akıl, vicdan ve yargı, üst üste biriken, birinin ötekini baskıladığı tortularımızın kıskacında kilitlenir konuma geçiyor. Bu oluşuma paralel olarak bellek de süresiz kilitleniyor ve kısır döngü olup her adımda karşımıza çıkıyor… Bu şu anlama gelir: Tortuların üzerinde bina inşa etmek sürüklenmeye çağrıda bulunmaktır. En küçük sağanak yağmurda binanız sele kapılabilir.

İş akla düşüyor… Algılama ve kavrama yeteneğimizi düzenleyen akıldır. Düşünce sadece görüneni değil, bütünü kapsayarak değerlendirir. Tortular ise kışkırtıcı olmalarının yanında ölümcüldürler ve yanlış hedefe yönlendirirler. Çok zaman gerçek sandığımız şey, aslında gölgenin görüntüsünden öteye geçmiyor. Aklı merkez alan yaşam ise duru, saf, sağduyuludur ve güneşin ilk ışıkları gibi aydınlatıcıdır.                                                    

YAŞAMA İSTEĞİ

İnsan, içindeki yaşama isteği ile kendini ifade etmektedir. Bu öylesine güçlü bir istek ki bin yıl, on bin yıl geçse de özünden bir şey kaybetmeden derinlerden gelen güçlü sesiyle haykırır ve “Yaşamak istiyorum,” der en yalın haliyle… Yaşamın ilkesi, “Yaşamak istiyorum” olunca çeşitlilik, çokluk ve akılcılık ilkesine inanmak zorundayız. İlkemiz ve yönümüz çeşitlilik, çokluk ve akılcılıktır…  Koyunun bütün gördüğü beslendiği otlakla sınırlıdır. Oysa çeşitliliği ve değişebilirliği kavrayabilseydi, önünde kocaman otlakların olduğunu görebilecekti ve benden bir sıralama istenirse eğer öncelikle ayrıştıran, tekleştiren tortuları kazırdım. İkinci olarak da kötücül davranışlarımız ve dürtülerimizi… Bunların niteliği tümden değişmelidir. Şimdikinin yerini, şimdikinin benzeri olmayan almalıdır. Bu görüş garip ya da ütopik olarak görülmemeli, çünkü doğada hiçbir şey benzer, bir ve aynı olarak kalmıyor. Bir şekilde dönüşüme uğruyor ve bu muhteşem değişimin öncülü öğrenme, güç ve harekettir. Ateşin ölümü bile suyun gücündendir.

Siyahın beyaza, beyazın siyaha dönüşebildiği günümüzde, yargılarımız, zihin faaliyetlerimiz, ilişkilerimiz, tutku ve dürtülerimiz evcilleştirilebilir. Kendi içimizdekini görebilme becerisini gösterebilirsek, önce kendimizi sonra ötekini yargılayabiliriz. Hangi yiyeceğin kendimize iyi ya da kötü geleceğini biliyoruz ama kötücül davranışlarımızın ötekine vereceği zararın boyutunu göremiyoruz.

Gözyaşları üzerinden konfor geliştiren bir çağı yaşıyoruz ve içinde bulunduğumuz koşullar, dünyanın her tarafında huzur ve refahın bile doğal mecrası içinde kullanılmayacağını gösteriyor. Çünkü uygarlık bozulmuştur; insan bozulmuştur. Buradan çıkmak ve insanlığı bulmak adına küçük bir çaba, küçük bir yetenek gösterebilirsek düşünce yetilerimizin zirvesine varmış olacağız.

Haydar Uzunyayla
Gerçekedebiyat.com