Ali Ulvi: basın karikatürü’nün zirvesi

Aydınlık gazetesinin 1. sayfasında çizdiğim ilgi gören bu karikatürümü, Cumhuriyet gazetesinin 1. syfa karikatüristi Ali Ulvi Ersoy’un değerli anısına armağan ederek söze başlamak istiyorum:

mustafa bilgin

 

16 yaşında ilk karikatürünü yayınladığı günlerde, dönemin karikatür ustası Cemal Nadir Güler bu yetenekli çocuğu, Ali Ulvi Ersoy’u hemen fark eder, hocası olur.

Vedat Günyol ile birlikte çıkardıkları “Arkadaş” çocuk dergisinde uzun süre çalışmalarını yayınlar.

Fakat “küçük” bir sorun vardır; annesi Ali Ulvi’nin karikatürle ilgilenmesini kesinlikle istememektedir.

Bu nedenle annesinden gizli gizli karikatür çizdiği bile olur…

Ana yüreği işte, çocuğunun meslek bile sayılmayan bu “tuhaf iş” yüzünden ziyan olmasına razı olmamaktadır; “Okuyacak, ‘Büyük Adam’ olacak"tır onun biricik oğlu…

Ali Ulvi’nin canından çok sevdiği annesi ile tutkuyla bağlı olduğu karikatür sanatının arasında kaldığını duyan Cemal Nadir Güler, o hafta sonu öğrencisini annesiyle evine davet eder.

Konuşup annenin haklı endişelerini gidermektir amacı…

“Haklı endişeler” diyorum çünkü büyük usta da meslek yaşamının başında ilk çocuğunu bakımsızlıktan kaybedecek kadar yoksulluk çekmiştir.

Fakat her koşulda, sanatında “ısrar eden” iyi bir sanatçının maddi manevi kazanımlara mutlaka kavuşacağını yaşayarak görmüştür ki Ali Ulvi gibi bir cevher için kaygılanmaya gerek yoktur.

Hafta sonu gelir, genç Ali Ulvi annesinin eteğinin dibinde, kağıda yazılı adresteki gözde semtte, ustasının oturduğu şık apartmanın önüne ulaşırlar.

Burası… der Ali Ulvi…mustafa bilgin

Bu apartmanda oturabilmek, her annenin çocuğu için hayalini kurduğu, dönemin gözde meslekleri doktor ya da mühendis değilseniz olanaksız gibidir.

Parayı nerden kazani acep?” diye sorar, büyümüş gözleriyle apartmanı incelerken…

Bir gazete ya da dergide, ‘karikatür’ adını verdikleri “eğri büğrü şeyler” çiziyorlar diye kimseye böyle bir evde oturmaya yetecek maaşı vermezler çünkü.

Heyecandan titreyen ellerle çalınan kapıyı, insan sevgisine bulanmış mavi gözlerle açan Cemal Nadir Güler misafirlerini buyur eder, çok güzel ağırlar.

Annesine, Ali Ulvi’ye güvendiğini söyler, kendisinin de güvenmesini ister. Biraz güç olsa da annenin kaygılarını giderir.

mustafa bilgin

Bu güzel anısını bir panelde, bizzat kendisinden dinlediğimiz günlerde Ali Ulvi ErsoyCumhuriyet gazetesinin yarım yüzyılı aşkın baş karikatüristidir artık.

Ve sanatıyla basın karikatürcülüğünde aşılması çok güç bir zirvedir.

Bu aynı zamanda sevgili anneciğinin, kabrinde yarım yüzyıldır, oğlu için endişelenmeden huzurla uyuduğu anlamına gelmektedir.

Meslek yaşamı boyunca kıskanılacak karikatürler üretir.

Karikatürist ve yazar Ümit Kartoğlu’nun bir değerlendirme yazısında belirttiği gibi, Ali Ulvi Ersoy’un, özellikle 12 Eylül’ün o karanlık günlerinde Cumhuriyet gazetesinin 1. Sayfasında yayınlanan karikatürleri “başyapıt” nitelemesini hak ederler.

Bir gün ev telefonu çalar. Arayan dostu; “18 ocak pazartesi akşamı Pera Palas’ta bir araya geliyoruz, sen de gel, hasret giderelim” diyerek davet eder.

Davete icabet eden Ali Ulvi Ersoy’u, bana göre ödül tarihinin en güzel “ödülü” beklemektedir.

 

mustafa bilgin

Aralarında Salim ŞengilAli Sirmen, Metin Ant, Tarık Akan’ın da bulunduğu bir grup aydınımız, ustaya sürpriz bir ödül töreni hazırlamışlardır.

‘Ali Ulvi Ersoy’un, her sabah umutlarımızı diri tutmaya yardımcı olan karikatürleri için teşekkür ederiz.’ diyerek ödül törenini gerekçelendirirler.

"Büyük adam" böyle olunur, “güven” böyle boşa çıkarılmaz, ‘ödül’ diye buna denir…

  mustafa bilgin

Mustafa Bilgin
Gerçek Edebiyat