Trakya Üniversitesi'nde neler konuşuldu?

Trakya Üniversitesi'nde neler konuşuldu?

23 Ekim 2012 - 6955 kez okundu.

İlki 2001 yılında Pamukkale Üniversitesinde yapılan Uluslararası Dil, Yazın, Deyişbilim Sempozyumunun onikincisi 18-20 Ekim 2012 tarihleri arasında Edirne'de Trakya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümü tarafından düzenlendi.

 

Türkiye'deki üniversitelerin yanında Dünyanın dört bir tarafından üniversitelerden 300'e yakın öğretim üyesinin katıldığı sempozyum birbirinden ilginç konu başlıklarında yapılmış çalışmalarla doyurucu ve yararlı bir etkinlik oldu.

 

Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Yıldız'ın da katılarak bildiri sunduğu sempozyum, 19 Ekim 2012 Perşembe günü, Rektörlük binasının yanındaki Balkan Kongre Merkezi'nde sempozyum düzenleme kurulundan Yrd. Doç. Dr. Lütfiye Cengizhan, Dekan Prof. Dr. Ali İhsah Özbek, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Duymaz ve Edirne Valisi Hasan Duruer'in açılış konuşmalarıyla başladı. 

 
Dekan Prof. Dr. Ali İhsah Özbek, konuşmasında, katılımcıların "eleştirel bakışa sahip en iyi bildiri"leri sunacaklarına inancını dile getirdi. Sayın Özbek'in "eleştirel bakış"ı vurgulaması durgun ve içe kapanıklıkla "eleştiri!"len akademik dünyamız için bir kıpırtı yaratabileceği umudu açısından önemliydi. 
 
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Duymaz, Uluslararası Dil, Yazın, Deyişbilim Sempozyumu'nun kurucusu Prof. Dr. Ünsal Özünlü"nün, "Yabancı dil ve edebiyat bölümleri hep Batılı edebiyat eserlerini inceliyorlar. Bu bölümler Batıdaki sanat edebiyat kuramlarını günü gününe takip edip bize tanıtan çalışmalar da yapmışlardı. Önemli olan bu kuram ve yöntemleri Türk edebiyatı yapıtlarına uygulamaktır" veciz sözünü anımsatarak bu anlayışın önemine vurgu yaptı.
 
 
Edirne Valisi Hasan Duruer ise edebiyat eğitiminin önemine işaret ederek Rusya'da Tataristan'ın başkenti Kazan kentine yaptığı ziyarette, orada Rus klasiklerini bitirmeden hiç kimsenin liseden mezun olamadığını öğrendiğini, bizde ise "50-60 yıl öncesi eserlerinin bile okunmadığını" belirtti. Bizde edebiyat eğitimin, "Yahya Kemal'e gelince" bitiiğini, "Baki'yi, Fuzuli"yi öğrencilerin tanıyamadığını söyledi.  "Edebiyat ve sanat bilincini çocuklarımıza kazandıramazsak geleceğimizin karanlık olacağını" vurguladı.
 
 
BAZI BİLDİRİ BAŞLIKLARI ve NOTLAR
 
"Harf İnkılâbı Sonrası Açılan Millet Mektepleri ve Yapılan Çalışmalar" başlıklı konuşma yapan  Atilla Aydın, "Millet Mektepleri'nin 1929'da kurulup 1930'da faaliyete geçtiği"ni, "39 il ve ilçede kurslar"ın düzenlendiğini, bu okullardan 1929 ile 1939 yılları arasında "1 milyon 349 bin kişinin, 46 bin 688 öğretmen tarafından eğitildiğini, mezunlara "Millet Mektepleri Mezuniyet Vesikası" verildiğini anlattı.
 
Yrd. Doç. Dr. Rifat Gürgendereli ise, "Türk ve Sümer Atasözlerinde Ortaklıklar" adlı ilginç çalışmasında "Sümer-Türk ilişkilerinin kanıtlanabilir birçok emareye sahip oldugunu" belirterek, bunun önemli verilerinden birinin bazı edebiyat metinleri ve "atasözleri" olduğunu vurguladı. Atasözlerinin "ilk yazılı metinler" olduğunu anlatan Gürgendereli, Türklerin Orhun Yazıtlarında bunun örneklerinin olduğunu, Sümerlerden bize kalan 74 bin adet tablette de atasözlerinin bulunduğunu vurguladı. Daha sonra atasözlerinden örnekler vererek "karşılaş"tırdı. 
 
Prof. Dr. Cengiz Tosun'un, "İkinci Yenilerde İmge ve İmgelem. Bu Bağlamda Edip Cansever’in 'Fotoğrafda Çıkmak' Şiirinin İncelenmesi" başlıklı çalışması ilgiyle izlenen çalışmalardan oldu. Edip Cansever'deki imge zenginliği ve kalitesi Türkçenin yetenekleri açısından da ele alındı. 
 
 
 
Dr. Nejet Neydim ise "İntihar'ın Üç Kitap Bağlamında Karşılaştırmalı Olarak İncelenmesi" ile en çok izlenen konuşmacılardan biri oldu. Gençlik romanlarından Genç Werther'in Acıları, Eroin Güncesi ve İntihar Notları kitaplarını gerçek yaşam öyküleriyle harmanlayarak anlatan Neydim, Türkiye'de son 5 yılda 10 bin intihar girişimi olduğunu belirtti. 
 
Derya Adalar Subaşı, "Arapça ve Türkçe'de Ses Yansımalı Sözcükler" başlıklı ilginç çalışmasını sunduktan sonra yazdığı kitabı da dinleyenlere dağıttı. Subaşı, "Canlı ve cansız varlıklardan çıkan seslere benzetilerek oluşturulan sözcüklere ses yansımalı sözcük dendiği" tanımını yaptı ve Arapça'da ekten bile sözcük türetilebildiğini belirterek örneklere geçti.
 
Bazı Arapça "ses yansımalı" sözcüklerin Türkçe karşılığı şöyle:
 
Arapça             Türkçesi
kahkaha:          maymun
el-kahkaha:      maymun sesi
el-harhara:       kedi uyuma sesi
tanin:                vızıldama
hafif:                 ağaç yapraklarının sesi
 
Fundagül Apak'ın "Türk Edebiyatında Japon Etkisi: Yalnızca 'Haiku' ve Orhan Veli" başlıklı konuşmasından çıkanlar oldukça etkilenmişlerdi ve aralarında Orhan Veli'nin haiku yazdığını ilk kez duyanların olması da ilginç bir durumdu.  
 
Prof. Dr. Tevfik Ekiz'in "Dehen Altıner'in 'Sevgili Üniversite' Romanı" üzerine çalışması en çok ilgi gören toplantılardan oldu.
 
 
 
Sevil Onaran'ın "Behzat Ç'nin Ankara'sı. Emrah Serbes'in Polisiyelerindeki Şehir İmgesi" başlıklı çalışma bir Ankara sevgisi yaymasının yanında akademisyenlerimizin, üniversitelerimizin diğer tüm çağdaş yazarlarımızı incelemesi, didik didik etmesi gerektiği tartışması ve temennisine neden oldu.
 
Meryem Demir'in "Moda Bağlamında Tanzimat Romanı" toplantısına dönemin "Entelektüel moda"sını öğrenme umuduyla gittik ama biraz geç kaldık. Demir, Osmanlı modernleşmesine moda algısı üzerinden yaklaşıyordu. Çalışmadaki derinlikten kültürel bir moda şekli yine de çıktı ortaya.
 
Sempozyumda, Prof. Dr. Ali Gültekin'in "Tecavüz Olgusuna Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım", Doç. Dr. Medine Sivri'nin "Karşılaştırmalı Edebiyat Bağlamında Metinlerarası Bir Yolculuk: Nedim Gürsel’in Allah’ın Kızları", Ayza Vardar'ın, "Yazar-Çevirmen Olarak Sıla Okur: Bir Çevirmen, Üç Çeviri, Kaç Yazar?", Kenan Bozkurt'un, "Ehmedê Xânî’nin Eserlerinde Türkçe Sözcükler",  Ali Tilbe'nin,  "Bir Düşülkenin Sonu: Tahsin Yücel'in Gökdelen’i", Zeynep Duymaz'ın, "Sezai Karakoç’un Şiirlerinde Metaforik Anlatımlar", Kurulay Kuderinova'nın, "Türklere Ortak Yazı: Alfabe, Yazım Kuralları", Lindita Xhanari'nin, Migena  Allımehmed'in, Balkandaki Diller Türkçe Kökenli Sözcüklere Hiçbir Zaman “Elveda” Demedi" başlıklı konuşmalarını izleyememek, izleyemediğimiz diğer tüm çalışmalar için olduğu gibi bizleri gerçekten üzdü.
 
 
"Türk Şair ve Yazarlar" (Turkish Poets and Authors!) başlığında düzenlenen oturumda Genel Yayın Yönetmenimiz Ahmet Yıldız, "Türk Edebiyatında Edebiyat Eğitimi ve Karşılaştırmalı Edebiyat Odağında Kültürel Kavrayış" başlıklı konuşma yaptı. Konuşmasında Sayın Vali'nin saptamasının tam tersine, lise müfredatında Cumhuriyet dönemi/çağdaş yazarlarımıza bir türlü sıranın gelmediğini, Divan Şiiriyle iyice çocuklar yorulduktan sonra Yahya Kemal'e gelip kalındığını ve üniversitelerde İngilizce eğitim yapılmasının büyük bir hata olduğunu vurguladı. "İngiliz Dili ve Edebiyatı..." vs. bölümlerin 150'nin üzerinde olduğunu ve her yıl on bine yakın öğrencinin yabancı edebiyat öğrenmek zorunda kaldığını, bunun gereksiz bir lüks, öğrencilerimiz ve Türk edebiyatı için olumsuz bir durum olduğunu belirtti. Bu bölümlerin yerine "Karşılaştırmalı Edebiyat" bölümlerinin çoğaltılması önerildi. "Karşılaştırmalı Edebiyat" bölümlerinin Türk edebiyat yapıtlarıyla yabancı dildeki yapıtları karşılaştırdığı, ayrıca öğrenciye yabancı dil de öğrettiği, "Batı Edebiyatları"nın yerine geliştirilmesi gerektiği konuşuldu.
 
Şair Atila Er'in "Bulgaristan'da Türk Edebiyatı" başlıklı konuşması ayrıntılı ve titiz çalışmayla önemli bir tarihsel vurguydu. Şair Cem Seyhun Ünbay İzmir ve Türk şiiri üzerine konuşmasını şiir okuyarak tamamladı. Şair Oğuz Tümbay ise Gaziantep odağında şiirine kaynaklık eden yerel kültüre dikkat çeken önemli bir konuşma yaptı.
 
 
ELEŞTİRİLER / ÖNERİLER
 
Sempozyumda yabancı öğretim üyeleriyle bizim öğretim üyelerimiz arasındaki kopukluk, ayrı oturma, konuşmama gibi tavırlar ilginçti. Oysa uzak ülkelerden kalkıp gelmiş bu yetişmiş, değerli beyinlerle, susamışçasına sıcak ilişkiler kurulabilir, karşılıklı görüş alışverişi yapılarak bunca emek ve masrafla çağrıya uyup gelmiş değerlerle bir dakika bile boş geçirilmeyebilirdi!  
 
"Restaurant"larda yenen akşam yemeklerinde eğlence biçimi ve kültürü ise herkesi şaşırttı. Özellikle yabancı akademisyenlerin yanında "Turkish Poets and Authors" da bu işe şaştı. Edebiyatçılar, akademisyenler kapalı, yalnız başına bir yaşam sürerler; eğlenmek haklarıdır. Ancak her türlü müzik aletinin sesini kulakları sağır eden çatlak/patlak biçimde çıkaran "Korg" aletleriyle "şakşuka" eşliğinde eğlenmek biraz tuhaf kaçtı. Yabancı akademisyenler, dünyanın bu en mutlu insanları arasından acı içinde tek tek sıvışırken odasına dönebilmek için otobüsü beklemek zorunda kalanlar Meriç Nehri kenarında voltaya çıktı.  
 

Oysa Trakya yöresi türküleri mükemmeldir. İlle de müzik gerekliyse Edirne'de (böyle uluslararası bir sempozyumda) yöresel bir sanatçı sanırız bulunabilirdi ve yerel müzik aletleriyle türkü ziyafeti böyle güzel ve başarılı günlerin akşamına daha da yakışırdı.

 
Bundan sonraki sempozyumu düzenleyecek üniversiteler bu "küçük" ayrıntıya dikkat eder ve müzik konusunda en azından yöresel müziğe ağırlık verir umudundayız.
 
Konuşma/"sunum" süresi 20 dakikaydı. Bu sürenin "30" dakika olması çok daha yerinde olabilirdi.  
 
Aynı anda altı yerde konuşma yapılması, dinleyenleri liste elde plan yapmaya zorladı. Oysa bunca masrafla kotarılmış, bir daha bir araya getirilmesi zor bilim insanlarını bulmuşken zaman  iki-üç gün daha uzatılabilirdi ve herkes toplantılara deyim yerindeyse doyardı. (Yukarıda izleyemediğimiz için üzüldüğümüz toplantıları izleyebilirdik.) 
 
(Neyse ki sempozyum bildirilerinin kitap haline getirileceğini durumu gören ve sempozyumun tüm yükünü çektiğini gördüğümüz değerli Yard. Doç. Dr. Lütfiye Cengizhan, kitapçığın en geç üç ay içinde yayınlanacağını bildirdi.)
 
Toplantılar gerekli kalabalığı toplayamadı. Bunca emek verildikten sonra öğrencileri "zorla" getirmek, bu tarihlerde dersleri tatil etmek olanaklı değil miydi? Çok daha yararlı olmaz mıydı?
 
 
Trakya Üniversitesi'nin Rektörlük binası mükemmel bir mimariye ve kullanım rahatlığına sahip. Bu işlevsel yapıyı yapanlara bin teşekkür. Otel, salonlar ve yemekhane bir arada; geçişli. Konukseverlik açısından ise Türk konukseverliğini anlatmaya sanırım gerek yok. 
 
Ancak sempozyumların, önünde ya da arkasındaki günler hesaplanarak büyük bayramlar nedeniyle tatil günlerine rastlaştırılmaması çok daha iyi olur düşüncesindeyiz. Edirne'de Kurban Bayramı nedeniyle yurt içi ulaşım bileti bulmak en çok baş ağırtan sorun oldu.
 
Sempozyum, sunulan bildirilerin yanında yüzlerce akademisyenin kaynaşma, tanışma, dostluk kurmasına bir köprü olması nedeniyle de önemliydi.
 
Emeği geçenlere, katılımcılara ve tüm yükü çektiği anlaşılan  Lütfiye Cengizhan'a, bu kadar karmaşık bir "organizasyon"daki başarısı ve sıcaklığı için teşekkür ederiz.
 
 
Gerçekedebiyat.com