Şampiyon Bold Pilot ve Halis Karataş efsanesi / Alper Erdik

Şampiyon Bold Pilot ve Halis Karataş efsanesi / Alper Erdik

10 Aralık 2018 - 5747 kez okundu.

“At yarışları, modern toplumlar için sosyal bir ihtiyaçtır.” (Mustafa Kemal Atatürk)

Türk atçılığının yıldızlarından, İngiliz safkan Bold Pilot’ın yarış ve yine ülkemizin en önemli jokeylerinden Halis Karataş ve merhum eşi Begüm Atman’ın hayat hikâyesini konu aldığı söylenen; tümüyle gerçek olduğu iddiası ve Ay ve Med Yapım prodüksiyonu ile hazırlanan Şampiyon filmi gösterime girdi.

Senaryosunu Hakan Katıksız ve Serkan Yörük’ün kaleme aldığı, yönetmenliğini de yine piyasa işi filmlerden bildiğimiz Hakan Katıksız’ın yaptığı film; bir çerçeveleme ile teşkil edilmiş. Ülkemizde modern atçılığı başlattığını söyleyebileceğimiz Atman ailesinin özel yaşamının başka türlü ve onayları alınmadan anlatılması da zaten kolay değil.

Türkiye Jokey Kulübü’nde başkanlık da yapmış olan Özdemir Atman, Bold Pilot’un sahibi ve Halis Karataş’ın eşinin babasıdır. Filmdeki hikâye ise, Karataş’ın önce Özdemir Atman ve atları ile tanışmasıyla başlayıp Begüm Atman’a âşık olmasıyla sürer.

Tabii gerçeklik iddiası, hemen filmin başında darbe alıyor. Begüm Atman ve Halis Karataş arasındaki aşk sahidir ve zaten 2003’te evlenirler; ancak, filmde anlatılan tanışma öyküsü, gerecektekine pek benzememektedir.

Aslında, Karataş’ın Sivas’tan İstanbul’a gelişi de filmdeki gibi değildir. Şampiyon’da, olaylar 1995 yılında başlıyor. Halis Karataş, memleketinde keşfediliyor ve babasının rızası olmadan jokey olmak için evini terk ediyor. Karataş, bir at sahibince, kaybettiği bir yarış sonrasında itilip yere düşürülüyor sonraki sekansta. Film; bu esnada, olaya tanık olan Özdemir Atman’ın, kendisinin iyi bir jokey olduğuna inanması ve ona, yanında çalışmasını teklif etmesiyle sürüyor.

Gerçekte olanı ise, Halis Karataş’ın, geçtiğimiz yılki Hürriyet röportajından izlemek mümkün. Burada, seyirciyi yanlış bilgilendiren dört yıllık bir boşluk var. O süreç, mülakatı takdim ederken şöyle özetleniyor: “Henüz 19 yaşında, umut vaat eden bir jokey olan Halis Karataş, Özdemir Atman’ın sahip olduğu Atman ekürisinde, 1991’de işe başladı. Üç sene sonra yolları genç bir tay olan Bold Pilot’la kesişti. Atman, Bold Pilot henüz iki yaşında minik bir tayken, Halis Karataş’a çalıştırması için başka bir atı önerirken, Karataş, Bold Pilot’a baktı ve ‘İzin verin ben bu atı çalıştırayım’ diyerek Türkiye’ye bir efsane kazandırmanın ilk adımını attı.”

Filmde, jokey, sonradan eşi olacak Begüm Atman’la, ahırda, Bold Pilot’ın kaldığı yerde, yine 1995’te tanışıyor. Aslı nedir, nasıldır; onu da aynı röportajda, Karataş’ın ağzından öğreniyoruz: “Eşimle, babası Özdemir Bey’le ilk seyahatte, 1991’de Phuket’te tanıştık. Sonra aileyle görüşmeye başladım ve dost olduk. Özdemir Bey ile çalışmaya başladıktan sonra ailenin bir ferdi olmuştum. Beni yemeklere çağırırlardı. Begüm’le çok iyi anlaşırdık, yıllarca çok iyi arkadaştık. Arkadaşken de her şeyi paylaşırdık. Dertlerimizi, sıkıntılarımızı, sevinçlerimizi... Sonra arkadaşlığımız aşka döndü.”

Olaylar, filmdeki gibi gelişmiyor; ancak film tümüyle gerçek diye sunuluyor. Müslüm filmindeki gibi tıpkı. Atman ailesi ve Halis Karataş’a da hoş gelecek; ama piyasa seyircisinin beğenisini ve parasını da almaya uygun bir yapım çıkmış ortaya. Gözleri paradan başka bir şey görmeyen sinemacıları durdurmak olası değil pek, anlaşılan daha çok değeri metaya dönüştürecekler bu ülkede.

Özdemir Atman öldükten üç yıl sonra, 2003’te, Karataş ve Begüm Atman evlenirler. Yine hayatının anlatıldığı makalelerde, jokeyin eşinin, 2009 yılında kansere yakalandığı söyleniyor. Begüm Atman, 2014’te de yaşamını yitirdi. Bu hastalık konusuna çok değinmeye lüzum yok. Jokeyin, o dönem yaşadığı sorunları hatırlıyoruz. Kendisi, bir süre mesleğini sürdüremeyecek kadar zor günler yaşadı.

Hassaslığından ötürü, bu konunun çok üzerinde durmasak da, senaristlerin, Bold Pilot ve Halis Karataş’ın yükselişini, filmde, Begüm Atman’ın kanserle mücadelesine paralel biçimde kurguladığını ve filmin dramatik boyutunu teşkil ederken bundan fazlasıyla yararlandığını söyleyelim. Eğer, Begüm Atman’ın hastalığının ortaya çıkışı da diğer tarihler gibi, senaristler tarafından bilinçli olarak değiştirilmişse, bu kadar sefilleşilmesi bizi sadece üzer.

Filmde Özdemir Atman’ı, artık ustalığa terfi eden Fikret Kuşkan; Begüm Atman’ı ise, yüzüyle çok çok iyi oynayan, başarılı genç artist Farah Zeynep Abdullah canlandırıyor. Yaklaşık on dokuz yıldır, sinemada ve televizyonda her işini takip ettiğim, yardımcı rollerin başarılı oyuncusu ve filmde at antrenörü olan Serkan Ercan da dâhil olmak üzere, bu üçlünün gayet başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Bu arada, eskiden, bu tip gerçek hayat hikâyelerinde, oyuncuların, canlandıracakları kişilere benzemesi önemli kriterlerdendi. Şimdi ise, yukarıda seciyelerine ilişkin ipucu verdiğimiz piyasa filmcileri ise bundan ısrarla kaçıyorlar. Herkes, jokey ve aprantilerin, kara kuru, çelimsiz, eğitimleri yarıda kaldığı için kültürel seviyesi düşük insanlar olduklarını bilir. Bizim filmde, Halis Karataş’ı ve Begüm Atman’ı oynayan oyuncuların ne için bu kadar yakışıklı ve güzel olduğunu da yine bu piyasa mantığı üzerinden anlayabiliriz.

Film vesilesi ile tabii bu “aşk öyküsü” kadar, Bold Pilot ve Halis Karataş da konuşulacaktır, ki ikisi de konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor.

Bold Pilot, doksanların önemli karakterlerinden biriydi. Karataş’la beraberlikleri, bir döneme gerçek manada damga vurdu. At yarışından anlamayan pek çokları bile, bu ikiliden kısmen haberdardır.

1995’ten 1998’e, üç yıllık aktif bir koşu hayatı var Bold Pilot’ın. Bu süreçte 11 yarışlık o birincilik serisi önemlidir. Ama tabii bu efsane at, şöhretini en çok da 23 Haziran 1996’daki, 70. Gazi Koşusu’ndaki rekoruna borçludur.

1927’den bu yana, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın onuruna düzenlenen bu müsabaka, Türk yarışçılığının derbisidir. Gazi’de, yalnızca üç yaşlı İngiliz safkanlar, bir defaya mahsus koşarlar. Yarış 2400 metre çim pistte düzenlenir.

Bold Pilot, o gün jokeyiyle beraber beş boy farkla rahat kazandığı yarışta yaptığı 2:26:22’lik derece ile hem Gazi’nin hem de bu mesafedeki tüm koşuların rekorunu elinde bulunduruyor. O güne dek ve o günden sonra asla yapılamayan bu derece, Bold Pilot’ı yarış severlere asla unutturmuyor.

Aynı yıl, Bold Pilot’ın bir diğer zaferi daha vardır ki o da hatırlanmaması mümkün olmayan yarışlardan biridir. Şampiyon, 15 Eylül 1996’da, yurtdışından gelen şampiyon atların koştuğu Enternasyonal Boğaziçi Koşusu’nda, Almanların efsanesi Galtee ile kapıştı ve yarışı bitiş çizgisinde kıl payı farkla kazandı. Zaferi, tam çizgi üzerinde, Halis Karataş’ın havaya kaldırdığı sol yumruğu ilan etti.

Bold Pilot’ta star kaprisleri vardır. Tay Tv’nin yayın yönetmeni Hakan Cantınaz böyle söylüyor. Yağmur yağdığı zaman asla koşmak istemez mesela. Starting box’a girerken sessizlik ister, yoksa huysuzlanır. Bold Pilot’ı kızdırmamak için hipodromdaki herkes susar. Gerçektir bunlar.

Bold Pilot öyle bir efsaneydi ki, 2013 yılında, belki de dünyada ilk ve tek, jübile için Veli Efendi’ye getirildi ve pistte dolaştırıldı. Onu yıllar sonra tekrar görmek isteyen binlerce insan yine hipodroma aktı. Şampiyon, iki yıl sonra da öldü.

1996’da, Bold Pilot’la ilk Gazi’sini kazanan ve çıkışa geçen Halis Karataş’a gelirsek, herhalde onun için sayfalarca konuşmak bile yetersiz kalacaktır. 25 bine yakın koşuda ata binen, Türk jokeyliğinin yaşayan efsanesi Karataş’ın sporculuğu, kişiliği bu camiada herkesin malumudur. Şu an onun en önemli rakiplerinden Selim Kaya’nın bile idolüdür o.

Başarıları saymakla bitmez; ama rekorları da Gazi derecesi ile sınırlı değildir. Çok iyi bir Galatasaraylı olduğu da bilinen jokey, 20 Temmuz 2012’de, Veli Efendi’de yapılan yedi koşunun tümünü kazandı ve dünyaca ünlü jokey Dettori’nin rekoruna ortak oldu.  

Karataş, Gazi’yi toplamda 6 kez kazandı. Son şampiyonluğu ise, onun için çok önemliydi. 2014’te, eşini kaybettikten sonra koştuğu yarışı kazandıktan sonra, sevinemedi bile. Yalnızca, parmağından çıkaramadığı yüzüğünü öptü ve eşini andı. İki çocuğu ile beraber kupayı alırken oldukça zor anlar yaşadı.

Filme dönersek; nasıl ve ne için çekildiğini kısaca sezdirmeye çalıştığım yapım, diğer tüm piyasa filmleri gibi toplumsal bağlamdan kopuk. Olaylar, sadece çiftlik, hipodrom ve hastanede geçiyor. Politik koşullar falan bir tarafa, o yıllarda Türk atçılığı ne durumdaydı, başka hangi atlar ve jokeyler vardı, bunları bile öğrenemiyoruz.

Oysaki o dönem oldukça renklidir ve zaten Bold Pilot da o renklerden biridir. Türkiye’nin yönünü aradığı ve maalesef bulamadığı için iki binlerde siyah beyazlığa teslim olmamıza yol açan yıllardır doksanlar. Her şeyden biraz; ama en marjinal haliyle bulunur ülkemizde o on yıllık dilimde.

Müslümcülük de Galatasaray da ganyancılık da bu bağlamda okunursa güzeldir. Ülkemizin bir bölümünde çok ağır bir savaş sürerken, insanlar her gün daha da yoksullaşırken, sol toplumsal tabanını mürtecilere bırakırken; pop müzik yükselmekte, sokaklarda çocuklar misket oynamakta, geceleri kırmızı noktalı programları takip eden genç erkekler Yıldız Tilbe dinleyip içlenen lise mezunu genç kızlara aşk mektupları yazmaktadır.

Böyle bir ülkede, o dönem at yarışı oynayanlar kimlerdir, Bold Pilot onlar için ne ifade eder; bunu bile öğrenemiyoruz filmden. Evet, söylediğimiz üzere, bu yapım, sadece Atman ailesine ve Halis Karataş’a bir jesttir; ama azıcık da olsa, kamera sokağa şöyle bir dönseydi fena olmazdı. Bu kadar etkili ve önemli bir figür, Bold Pilot, Atman ailesi kadar ganyancıların da hayatına dâhildir neticede.

Şampiyon filminin, bu kadar dar bir anlatıya sıkıştırılması, bana ister istemez başka bir hikâyeyi anımsattı. 2003 tarihli, ABD yapımı ve ülkemizde Zafer Yolu olarak gösterilen Seabiscuit filmi de benzer bir itkiyle çekilmişti.

Onda da yine Bold Pilot gibi efsane bir at, Seabiscuit ve onun sağ gözü hiç görmeyen jokeyinin hayata tutunma öyküsü filmin merkezindeydi. Merkezindeydi diyorum; çünkü filmin kenarlarında başka hikâyecikler de vardı. Alt metinde her ne kadar “Amerikan rüyası”nı meşrulaştırmak olsa da, ‘29 Krizi ertesinde, insanların nasıl yoksullaşıp umutsuzlaştıkları, bir ata umut bağlamaları, onun başarısından sevinç devşirmeleri resmedilmişti hiç değilse Seabiscuit’ta. Bizimkinde o da yok. Bir iki karikatürleştirilmiş ganyan bayii muhabbeti var sadece.

Film böyle. Müslüm kadar “satılır mı”, bilemiyorum. Bold Pilot’ın yarışlarının tekrar canlandırılması, bu yarışları efsane yarış sunucusu Ali Kayakıt’ın coşku veren sesinden (En dış kulvardan Bold Pilot geliyor!..) tekrar ve peş peşe dinlememiz belki sinemada geçireceğimiz iki saatin olumlu yanları. Müslüm’de bu kadarı bile yoktu.

Halis Karataş’ın bindiği atı tek atıp altılı kuponunu ucuzlatma planları yaparken kasetçalardan Müslüm Gürses’e kulak veren “garipler”in hikâyeleri de bir gün film olur umarım.

 

Alper Erdik

GERCEKEDEBİYAT.COM