Rus Çevirmen Apollinaria Avrutina ile Konuşma / Ahmet Yıldız

Rus Çevirmen Apollinaria Avrutina ile Konuşma / Ahmet Yıldız

16 Mayıs 2015 - 5323 kez okundu.

 
Soru: Apollinaria Avrutina kimdir? Hangi kitapları çevirdi? Türkçeye ve Türk edebiyatına ilgisi nasıl başladı?
 
Doç. Dr. Apollinaria Avrutina olarak modern Rusya’nın tanınmış Türkologlarından biriyim. St. Petersburg Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesinde öğretim görevlisi, ayrıca Fen Edebiyat Fakültesinde İslam Kültürü ve Tarihi Bölümünün başkanıyım. Orhon Yazıtları ve modern Türkçenin sesbilimi üzerine çalışmalarım ve hatta birkaç kitabım var.
 
Bilimsel araştırmalarımın yanı sıra Türkçe’den edebiyat çevirisi de yapıyorum; hem şiir hem düz yazı. Çevirdiğim bazı yazarlar arasında Nazım Hikmet, Orhan Pamuk, Sabahattin Ali, Ahmed Hamdi Tanpınar, Bilge Karasu, Ataol Behramoğlu ve başka yazar ve şairler var.
 
Ayrıca Rus yazarları da Türk okuruyla buluşturuyorum; teklif üzerine modern Rus yazarların Türkçe'ye çevrilmesi ve Türkiye'de yayınlanmasını sağlıyorum.
 
 
 
Soru: Nazım Hikmet şiirlerinin çevirisini yaptığınız kitap Rusya'da geçen ay yayınlandı. Rusya'da Nazım Hikmet bir komünist olmaktan öte şair olarak zaten tanınmıyor muydu?
 
Sovyetler Birliği çöktükten sonra Nazım ismi ne yazık ki daha az duyulmaya başladı memleketimizde. Sovyet döneminde milyonlarca kitabı çıkıyordu, Sovyetlerden sonra ise 2013'e kadar hiç biri çıkmadı. Rus okur kitlesi için ismi neredeyse unutulmuş oldu. Tabii ki yeni kuşaklar için. Daha yaşlı okurlar Nazım Hikmet'i saygıyla hatırlıyor.
 
Profesyonel Türkologlar, yani Türkiyeyi seven, edebiyatını tanıyan, hatta Nazım Hikmet’in kendisini tanıyanlar için sadece bir kömünist olarak tanınmıyordu. İnsanlığı seven, tam entelektüel ve hümanist, zamanımızın en büyük düşünürlerinden biri olarak bilinirdi.
 
İsmi biraz unutulmasına karşın kendisiyle ilgili bazı etkinliler yine de düzenleniyordu. Mesela Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim çıkmadan bir sene önce Moskova’da Pokrovka’daki tiyatroda Nazım Hikmet’in hayatı üzerine yazılmış bir oyun sahnelendi. Senaryo yazarı, meşhur Türkolog ve tarihçi Aleksandr Kolesnikov'du. Oyun büyük bir ilgiyle karşılandı Moskova’da.
 
 
Soru: Türk Edebiyatı'nın Rusya'da edebiyat çevrelerinde ve okurdaki yeri nedir? İlgi var mı?
 
İlgi çok büyük. Öncelikle, zamanımızda Doğu edebiyatı, Doğu kültürü modası son derece yüksek. Dikkatli bakarsanız bu ilgiyi hem kıyafette, hem sinemada, hem restoran endüstrisinde görürsünüz, hatta müzelerde Doğu ile, özellikle İslam dünyasıyla ilgili etkinlikler büyük dikkat çekiyor.
 
Aynı durum edebiyatta da mevcut. Eskiden Doğu edebiyatı (Uzak ve Yakın Doğu) edebiyattan özel tad alan, özel olarak eğitimli okurlar arasında popülerdi. Şimdilik durum tamamen değişti. Fikrimce şimdilik Batı’da, Avrupa edebiyatında “Zamanımızın Kahramanı”nı yazabilen, fikirlerimize sahip çıkabilen yazar kalmadı.
 
Doğuya bakarsak... Pamuk, Rushdie, Murakamı, Oe, Haled Hosseyni, Kiran Desai, Nedim Gürsel, yeni yeni çıkmaya başlayan Kurban Said... Hep parlak yazarlar görüyoruz. Ortaçağda, Nizami, Saadi, Fizuli, Rumi gibi isimlerin zamanında Doğu doruk noktasını bir kere yaşamıştı. Şimdi galiba ikinci dalga geliyor. Onun için ilgi çok büyük. Masamda şu an 7-8 Türk romanı çevirisini bekliyor. Ve hep yeni teklifeler geliyor.
 
 
 
Soru: "Batı"nın "Doğu"ya doğru hücuma geçtiği dönemlere girdik. Rus halkı ve Türk halkının kaderi ve geleceği belki de aynı... Sizce edebiyatlarımız bunun farkında mı?
 
Rus edebiyatına gelince, zannetmem! Tabi ki İstanbul’dan, doğrusu Konstantiniyeden, Osmanlılardan bahseden şairlerimiz vardı geçmişte. En ünlü şairimiz Puşkin,Türkiye konusunda Erzurum yolculuğuyla meşhur. Şimdiye kadarki edebiyatımız büyük bir devdi, kendisinden başka kimseye fazla bakmıyordu. Ama durum kısa zamanda değişecek diye ümit ediyorum. Şimdiden Türkiyeden bahseden yeni romanlar çıkmaya başladı. Türk edebiyatına gelince, Rus etkisini neredeyse her satırda hissediyorum. Hem eski, hem modern Türk yazarlar arasında Rus edebiyatını tanımayanı, sevmeyeni bulmak mümkün değil.
 
Biz gerçekten çok benziyormuşuz birbirimize. Mentalitemiz, kültürlerimiz. İkimiz ne tamamen Batı, ne de tamamen Doğudayız. İkimize, iki kültürümüze, hani Rus klasiğinde popüler olan ve Türk edebiyatında göç eden ‘küçük insan’ın hayata dışarıdan, hatta yukarıdan bakması iki halk arasında bir nevi ortak mantalite özelliği ve alışkanlıktır. Onun için edebiyat da bunu yansıtmadan edemez.
 
 
Soru: Yüzyılın başında Rus yazarları birer toplum mühendisi gibi çalıştılar; Batı entelejansiyasının tersine yazar ve şairlerin bir çok görevi birlikte omuzlama görevi vardı. Bu özellik bugünkü Rus edebiyatında sürüyor mu?
 
Türk edebiyatında da öyle yazarlar vardı ve hala vardır. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yaşar Kemal…Rus edebiyatına gelince evet sürüyor. Fakat zamanımızda yeni bir Tolstoy, yeni bir Dostoyevski yok. Beklemek de hayal kırıklığı yaratır. Dijital teknoloji edebiyatı fazla basitleştirdi. Herkesin eline kalem ve yazma hakkını getirdi. Neredeyse her futbol oyuncusunun kendi külliyatı var. Onun için birçok insan yazıyor, ama ne yazık ki çok az insan okuyor. Sanırım bu tür süreçler Türkiye’de de söz konusu. Yetenekli yazar vardır, son derece yetenekli yazar vardır, ama yetenekli yazarlar edebiyat fazlalığı yüzünden bazen gölgede, kenarda duruyor.
 
 
Soru: Günümüz Rus yazar ve şairleri geçmişin büyük yazar ve şairlerinin altında eziliyor mu? Günümüz Rus edebiyatının durumu nedir?
 
Ezilmenin yanı sıra önder olarak görülüyor. Sovyet döneminde yazar olmak çok zordu, herkes kolay yazar olamazdı. Edebiyatçı için 2 yol vardı: ya propaganda yazmak, ya da gerçekten kaliteli yazar olmak. En kaliteli yazarların yapıtları, sonsuz komiteler, sansürden geçirildikten sonra yayınlanabilirdi.
 
Şimdi ise Sovyetlerle karşılaştırma yaparsak edebiyatımızda hem yeni kişilerin artmasını, hem de ne yazık ki bazen edebiyat/yazar kalitesinin düştüğünü görüyoruz. Sürekli yeni isimler çıkıyor, hem çok şair, hem çok romancı, öykü yazarı var; çok profesyonel yarışmalar, eleştirmenler ve dergiler var… Ama tabii ki geçmiş apayrı değerde kalıyor…
 
 
 
Soru: Günümüz Rus edebiyatında bir Vissarion Belinski gibi, N. A. Dobrolyubov gibi etkili eleştirmenler var mı? Alaylı eleştirmen akademik eleştirmen ayırımı var mı? Edebiyat eleştirisi akademisyenlerin huzurlu kollarında mı? Yoksa...
 
Evet var; vardı daha doğrusu. Benim şansım, zamanınımızın en büyük Rus eleştirmenlerden biri merhum Viktor Toporov ile çok yakın arkadaştık. National Bestseller Edebiyat Yarışması kurucusu, birçok gazetelerde edebiyat ve politika üzerine yazan bir entelektüeldi Toporov. Sovyet döneminin en ünlü edebiyat, şiir çevirmenlerinden biriydi. Non fiction yazarı. 5-6 eleştiri kitap yazarı. Şimdilik onun kadar iyi bir eleştirmen kalmadı. Evet akademisyenler, filologlar bazen eleştirmen olarak da çıkıyor basınımızda. Okul da çok var: Moskova'da edebiyat enstitüsü, çeşit çeşit filoloji fakülteleri. Ama aslında iyi bir eleştirmen ya da yazar olmak için üniversite pek gerekmiyor… Yetenek ve ilham, ayrıca dürüst olması ve çok dikkatli bir okur olması lazım.
 
 
Soru: Rusya'da ilk kitap kaç baskıyla başlıyor? Bu sayı Türkiye'de 1000'le başlıyor oran vermek gerekirse...
 
Rusya’da Sovyet döneminde baskı 10000 ile başlıyordu, 300000’e hatta 1000000'a kadar çıkıyordu. Şu an Türkiye’deki gibi aynı şekilde 1000'den başlıyor. Ama istisnalar da oluyor. Mesela, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi Rusya’da daha 2009’da çıkarken 50000 sattı, sonraki senelerde de daha fazla. Türk romanları genellikle 1000 – 3000 kadar baskıyla çıkıyor.
 
 
Soru: En etkili edebiyat dergileri hangileridir? İnternettte edebiyat siteleri var mı? Etkileri nedir? Dergilerin kapak başlıkları hangi eleştiri ve konular üzerinde dönüyor?
 
Zhurnalnıy Zal diye Edebiyat Dergileri Külliyatı birliği var. İnternette de vardır tabii. Ona giren herhangi bir edebiyat dergisi çok etkilidir. Mesela, İnostrannaya Literatura (Yabancı Edebiyat) dergisi Sovyet döneminde de, şimdi de Rus okuru yabancı yazarlarla buluşturuyor. Bu dergide çıktıktan sonra genellikle yayıncılardan teklif geliyor.
 
 
Soru: Rusya'da kütüphanelerin sayısı ve etkisi nedir? Kitap satın alınmaya mı teşvik ediliyor? Yoksa okumaya mı?
 
Rusya’da eskiden kütüphanelerin etkisi çok büyüktü ve hala gayet büyük. Her mahallede birer devlet kütüphanesi vardı ve var. Eskiden her fabrikada, her hastane, her okulda vardı kütüphane, çoğunlukla hala da vadır. Ama dijital teknoloji ne yazık ki kütüphaneleri kenara itiyor. Mesela benim kuşağım; öğrenciyken kütüphaneden çıkmıyorduk biz, gece gündüz orada çalışırdık. Şimdiki öğrencilerim genellikle hiç gitmiyor kütüphanelere, hep internette araştırıyor, İnternet ise bazen doğru olmayan bilgi veriyor. Modern Rusya’da şimdi kahvehane ile birleştirilen kütüphaneler çok popüler gençler arasında. Böyle bir yerde hem kitap okuyabiliyorsun, hem kahve içebiliyorsun, hem bilgisayarını getirip çalışabiliyorsun, hem arkadaşlarla buluşabiliyorsun. Bu tür yerlerde genellikle yazarlarla buluşma, imza günleri de organize ediliyor. Bazılarında öyle bir servis var: evinden eski kitapları getirip orada ücretsiz bırakabilirsiniz, orada başka okurların bıraktığı kitapları ücretsiz olarak alabilirsiniz. Böylece hem kitap çöp olmuyor, hem de değişim sağlanıyor.
 
 
Soru: Son bölümü hariç bizde de böyle mekanlar çoğalıyor... Apollina hanım, Rusya'da yaşayan en iyi beş Rus şair en iyi beş yazar saysanız kimleri önerirsiniz...
 
Yevgeniy Yevtuşenko, Gennadiy Grigoriyev, Yunna Moritz, Vsevolod Yemelin'i şairler içinde sayabilirim. Ludmila Ulitskaya, Evgeniy Vodolazkin, Eduard Koçergin, İlya Boyaşov, İlya Ştemmler'i yazarlar olarak.
 
 
Soru: Türk edebiyatıyla ilgili düşünceleriniz nelerdir?
 
İki ülkemiz, iki mantalitemiz, Rus ve Türk, birbirimize benziyor. İki ülkemiz de geçmişte zengin kültür mirasıyla büyük İmparatorluk hayatı tecrübesi de var. İmparatorluk özlemi ve hatıraları da hissediliyor. Onun için modern Türk kültürü Rusya’da çok popüler; Türkiye’de Rusya, Rusya’da Türkiye çok seviliyor. Amacımız ve tüm çabamız, Rusya’da daha çok Türk romanı yayınlansın, Türkiye’de daha çok Rus romanı yayınlansın. Bu iki dost halkı edebiyatta da yakınlaştırmak tek amacımızdır.
 
 
Soru: Bu yararlı konuşma için teşekkür ederim.
 
 
Ahmet Yıldız
(Aydınlık Kitap, 15 Mayıs 2015)