AOÇ İçin Bir Umut Işığı mı? / Hüseyin Atabaş

AOÇ İçin Bir Umut Işığı mı? / Hüseyin Atabaş

22 Eylül 2014 - 3285 kez okundu.

Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) 1925 yılında, Mustafa Kemal’e armağan edilen bataklık bir arazi üzerine kurulmuştu, 1937 yılında da, 52 bin hektar olan çiftliği Atatürk devlete, daha doğrusu kamuya bağışlamıştı. Dünya malında hiç ama hiç gözü olmayan Atatürk, zaten mal varlığının tümünü devlete bırakmıştır…

 

AOÇ bundan birkaç yıl öncesine dek Gıda - Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliğe sahip bir kuruluş olarak çalışmalarını sürdürdü. 1992’de de 1. derecede tarihi ve doğal SİT alanı olarak tescil edildi; 2011’de ise bu tesci 3. derecede doğal SİT alanı olarak değiştirildi… AOÇ, zaman içinde tırtıklana tırtıklana 27 bin dekara indirildi. Zamanında Türkiye çiftçisi için örnek bir üretim çiftliği olan AOÇ, kurulduğunda Ankara kentine 27 km uzaklıktayken, günümüzde kentin içinde kaldı ve böylece Ankara’nın akciğerleri olmak gibi bir işlev de kazandı.

 

Ama bugün ülke yönetimini elinde tutanlar, AOÇ’de Başkanlık Sarayı yapıyor, içinden geniş yollar açıp tarım arazisini parçalayarak konu alanına açmaya çalışıyorlar. Daha açıkçası, AOÇ’nin Atatürk’ün kalıtı olması nedeniyle manevi değerinden vazgeçtik diyelim, ülke ve kent yönetimini elinde tutan çevreler, AOÇ arazisini kişisel ranta dönüştürmek için tümüyle yok etme çabasındalar. Bu amaçla, oraya ellerini sokmak amacına yönelik, çıkardıkları bir Bakanlar Kurulu kararıyla, üzerinde “iyileştirilecek yapı” olmayan AOÇ’yi sözde yenilemeye(!) kalktılar.

 

Bu tasarruf üzerine, Mimarlar Odası Ankara Şube’nin açtığı dava, Danıştay tarafından, söz konusu alanda “yenilenecek yapı yok” denilerek yürütmesi durduruldu. Danıştay 14. Dairesi tarafından, AOÇ’de yapımı süren ve bir hilkat garibesine benzeyen Ankapark denilen yeni hayvanat bahçesi yapımının da tüm alanlarda olduğu gibi yürütmesi durdurmuş oldu.

 

*   *   *

 

Danıştay kararı göstermiştir ki, yapı olmayan alanlarda yenileme kararları ile ranta kılıf uydurma arayışı içinde olanlar vardır, ama bunlar kimdir? Kuşkusuz başta, AOÇ’nin işletme hakkını bir süreliğine elinde bulunduran Ankara Anakent Belediyesi’dir. Danıştay’ın bu kararı AOÇ ve dolayısıyla Ankara için anlamlı ve sevindiricidir. Ama bu kararla ayrıca ve bir kez daha anlaşılmıştır ki, hükümet tarafından yapılan benzer tasarruflarda kamu yararı ve hukuka uygunluk gözetilmemektedir.  

 

AOÇ’de yapılan bilirkişi incelemesi de oldukça anlamlıdır. Çünkü bilirkişi raporu, kuruluş amacına uygun olarak, alanın mutlak tarım alanı özelliğine sahip olduğu, yenileme işlemi söz konusu olacaksa tarımsal nitelikten kentsel kullanıma dönüşmüş parçalarının yeniden tarıma ve doğal niteliğine kavuşması yönünde bir yolun izlenmesi gerektiğini söylüyor.

 

Yine bilirkişi incelemesinde, üst ölçekli plan kararlarında AOÇ arazileri üzerinde konut, ticaret ve sanayi amaçlı yapılaşma yapılamaz hükmüne karşın dava konusu alanda ücretli giriş yapılarak kullanılabilecek ticari alanların öngörüldüğü saptamaları yapıldığı belirtiliyor. Bilirkişi görüşü, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin, AOÇ’nin Kültürel Peyzaj alanı olarak korunması amacıyla UNESCO’ya yaptığı başvuruyu da destekler niteliktedir.

 

*   *   *

 

Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, konuyla ilgili orak yaptığı açıklamada;  AOÇ talanından vazgeçin uyarısı yaparak, “Atatürk Orman Çiftliği’ni talan etmek için bir ülkenin Bakanlar Kurulu yapı olmayan yerde yenileme alanı ilan edebiliyor. Bu ülkenin bakanları hiç AOÇ’ye gitmemişler, bihaberler gibi davranıyorlar, çok yazık. Konu AOÇ olunca, hukuksuzluk kararlara en baştan sirayet ediyor. AOÇ’de Başbakanlık Hizmet Binası’nın yargı kararlarına rağmen, üst ölçekli planlarda iptal kararlarına rağmen hukuksuzca yükselişi bunun en büyük kanıtıdır. Bir kere daha Danıştay’dan AOÇ’de yürütmeyi durdurma kararını aldık. Hem Cumhurbaşkanı, hem bakanlar, hem Belediye Başkanlığı idarelerinin başında bulunanlar AOÇ’yi talan ısrarından vazgeçmeli. ” dedi.

 

Özetlersek; AOÇ’de Başbakanlık hizmet binası olarak başlanılıp bitirilen, ama Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle, Cumhurbaşkanlığı köşkü olarak el koyduğu “Başbakanlık Gazi Yerleşkesi Kentsel Dönüşüm ve Gelişim Proje Alanı”na ait Bakanlar Kurulu kararını Danıştay İdari Davalar Kurulu, meslek odalarının itirazlarını kabul ederek,  bu tasarrufun durdurlmasına karar verdi. Buna karşın, bu sözde hukuk devletinin Cumhurbaşkanı sözkonusu binayı kullanmaya başladı. Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir rezalet olamaz. Düşünsenize, Cumhurbaşkanlığı köşkü ve konut yerleşkesi hukuka uyulmadan yapılmıştır. İmam bunu yaparsa camaat ne yapmaz ki!...

 

Bir daha söyleyelim: AOÇ herkesten ve her herkesten önce de Ankara halkına aittir. Ankaralı AOÇ’deki  yapılaşmaya açılmasına, rant kapısı olmasına karşı çıkılmalıdır. Ama bugün güç elinde olan ve hukuksuzluğu marifet sanan iktidar sahipleri, bu mahkeme kararına ne denli kulak verir, doğrusu kestirmek zor değil. Yargıtay’ın bu yeni kararı, tüm hukuk tanımazlıklara karşın, AOÇ’nin geriye kalanının kurtarılması için yeni bir umut vaat ediyor umarım!... 

 

Keşke ben de Yılmaz Özdil gibi; “Mustafa Kemal’in oturduğu yerde Erdoğan oturmayacağı için mutluyum” diyebilsemdim. Diyemiyoırum, çünkü Mustafa Kemal’in halkına bıraktığı çiftliğin göbeğine diktirdiği binada oturacak. Hem de Danıştay’ın; Bina kaçaktır, Cumhurbaşkanlığı için kullanılamaz” demesine karşın. Bu yapılan diktatötlük değil de nedir?

 

Hüseyin Atabaş

Gerçekedebiyat.com