Ahmet Taner Kışlalı'yı Orhan Pamuk yazısıyla anıyoruz

Ahmet Taner Kışlalı'yı Orhan Pamuk yazısıyla anıyoruz

20 Ekim 2016 - 19568 kez okundu.

Haluk Şahin 'in yıllar önce Amerika'dan yolladığı çok keyifli yazılar vardı. Bunlardan birinde, seçim kampanyası sırasında, başkan adaylarının TV'deki tartışmalarını anlatıyordu.

O yazısının bir yerinde, ''Reagan bütün yanıtları biliyor, ama soruları bilmiyor'' demişti.

Orhan Pamuk'un ''menajerleri'' nin bana saldıran dizi yazılarını okurken her nedense o tümceyi yeniden anımsadım. Çünkü yanıtların ve benim gibi düşünenlere yönelik aşağılamaların, bu köşede sergilenen savlarla hiçbir ilgisi yoktu.

Oysa ben, normal zekâda herkesin anlayabileceği kadar açık yazmıştım...

*

Saldırıların yöneldiği o yazılarda, çok somut iki nokta yer alıyordu.

Birincisi bir ''itiraf''tı!.. Orhan Pamuk'un iki kitabını almış, ikisini de -tüm direnmeme karşın- bitirememiştim.

Bir de ortaya çıktı ki okurlarımın meğer büyük bir kesimi aynı durumdaymış... Hatta bunların içinde ünlü yazarlar ve yazın adamları bile varmış.

İkincisi ise bir ''sergileme'' idi!.. Pek Sayın Pamuk, kitaplarının orasına burasına, Atatürk'ü ve hatta Kurtuluş Savaşı'nı aşağılayan tümceler sıkıştırıyordu. Ve o tümcelerin bazıları yazılarımda ''aynen'' sergilenmişti...

Bunlar yanlış mı? Değil!

Öyleyse yanlış olan, bunların yazılması mıdır?

Yazdıklarımın doğru olmadığını söyleyen yok. Ama bunların geniş kitlelere duyurulması üzerine, sinirden uyuyamadıkları anlaşılan bazı kişiler var. Tahsin Yücel'in ''menajer'' olarak nitelendirdiği, ''aynı kabileye mensup'' kişiler bunlar...

İçlerinden birisi Radikal'deki köşesini günlerce bana saldırmaya ayırdı.

Birileri de, geleneksel çizgisine onur vermeyecek bir biçimde, Cumhuriyet sayfalarından bile yararlandı. Hatta bunlardan şair olan birisi, daha kendisi doğmadan şiirleri yazın dergilerinde yayımlanan Yekta Güngör Özden'e bile laf attı.

Anayasa Mahkemesi Başkanı şiir yazmaya kalkarsa, Ahmet Taner Kışlalı da kitap eleştirmeye kalkar demeye getiriyordu. Yani haddimizi bilmiyorduk! Kendimizi ''dünyanın merkezi'' sanıyorduk!..

Ve de Orhan Pamuk'u ''çekemediğimiz'' için böyle yapıyorduk!

Neresini düzelteceksiniz?

Atalarımız boşuna ''Zırva tevil götürmez'' dememişler...

*

Gelelim asıl Radikal'deki, giderek ''pehlivan tefrikası'' gibi uzayan saldırı yazılarına... Niçin bu şiddet, bu celal? Ve niçin Murat Belge?

Çünkü Pamuk ile Belge arasında, ideolojik ve çıkarsal ortaklık var.

İkisi de ''aynı ideolojik kabile'' den... Üstelik de Pamuk'un kitabını yayımlayan yayınevinin kurucusu Murat Belge'nin kendisi...

Eğer hakkında yazılanlar nedeniyle Sayın Pamuk'un kitapları daha az satarsa, Sayın Belge'nin de cebine daha az para girmiş olacak...

Belge'nin bu konudaki daha ikinci yazısı çıkmıştı. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nin ünlü bir profesörünün, bir başka Radikal yazarına çektiği faksta şu satırlar yer aldı:

''Belge'nin bugün Ahmet Taner Kışlalı'ya çatan bir yazısı var Radikal'de. Bönce bir yazı. Yöneticisi olduğu bir yayınevini (dolayısıyla kendi kişisel çıkarını) savunmak için gazetedeki köşesini kullanmanın, hem de böyle sık kullanmanın dürüst bir tutum olmadığının ayrımında değil.''

*

Roman okumayı bilmemek... Cehalet ve demagoji... Türk tipi McCartycilik yapmak... Ve de ilkellik...

Sayın Belge'nin bana ve benzer düşünceleri paylaşıp savunanlara yönelttiği suçlamalar işte bunlar!

Önce pek Sayın Pamuk'un kitaplarını yarım bırakanlarla alay ediliyor. Sonra romanın nasıl doğduğu anlatılıyor. Ve -cehaletimizi biraz olsun gidermek için olacak- bir sürü bilgi alt alta sıralanıyor.

Bu kadar bilgiye hayranlık duymamak elbette ki olanaksız(!) Ama ne yazık ki, o bilgelerde de ufak tefek bazı bilgisizlikler var.

Örneğin özel Bilgi Üniversitesi'nin bu sayın yöneticisi tarafından, bizlere bu yazılarda verilen derslerin birisi şu tümcelerle başlıyor:

''Roman, Aydınlanma döneminde ortaya çıkmış bir edebiyat türüdür... Gerçekçidir başlangıçta.''

Aydınlanma 18. yüzyılın ürünüdür. Oysa bugün anladığımız anlamda roman, daha 16. yüzyılda, Rönesans döneminde Cervantes'lerle başlar. Ama kökenleri daha da eskiye gider. Başlangıçta gerçekçi olduğu da doğru değildir. Gerçekçilik bir 19. yüzyıl akımıdır.

İki satır içinde birkaç yüzyıllık bilgi yanlışları... Bu kadarcık kusur, kadı kızında bile bulunur.. Ne var ki iş bu kadarla da bitmiyor...

*

Türkiye'de Orhan Pamuk'u sevmek de serbesttir, Atatürk'ü eleştirmek de!

Bu köşede yazılanları bunların tersi gibi anlamanın iki açıklaması olabilir: Ya böyle yapan kişi normalin altında bir zekâya sahiptir... Ya da doğru anladığını gösterirse verecek yanıtı yoktur!

Orhan Pamuk'u sevmek, romanlarından keyif almak serbesttir... Ama güç okunduğunu ve Atatürk'ü sinsice aşağıladığını sergilemek de serbesttir.

Atatürk'ü eleştirmek başkadır, ''Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan sapık bir padişah''tan söz etmek başkadır...

Peki nedir ''ilkellik''?

İlkellik, bazı somut gerçekleri alt alta sıralamak mıdır? Yoksa yadsıyamadığı gerçeklerin yazılmasına karşı çıkmak ve bunları yazanlara saldırmak mıdır?

Nedir ''demagoji''?

Demagoji, ''gazete okumamak''la övünen ve ikinci cumhuriyetçilerce ''Türkiye'nin bir numaralı aydını'' olarak ilan edilen bir yazarla ilgili somut bilgileri sergilemek midir? Yoksa yanıt bulunamayan somut verileri bir yana bırakıp, söylenmemiş şeyleri söylenmiş gibi gösterip sözde yanıt vermeye kalkışmak mıdır?

*

Siz ''Ancak yarıya kadar okuyabildim'' diyorsunuz.. Birisi ''Okumadan konuşmayın'' diyor. Ötekisi ise size o hakkı bile tanımıyor; ''Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, gidin de kendi alanınızda konuşun'' demeye getiriyor.

Yani siz yemeği beğenmiyorsunuz... Adam karşınıza geçip, ''Sen ahçı mısın ki yemek hakkında konuşmaya cüret ediyorsun'' diyor.

Siz Atatürk'ü aşağılayan tümceleri sergiliyorsunuz... Birisi ''Onlar cımbızla çekilmiş tümceler'' diyor. Ötekisi ise ''Türk tipi McCartyciler bunlar'' diye yırtınıyor.

Yazmak serbest, ama yazılanın altını çizmek suç!

Son söz...

Ben eskiden, romanları beni sıktığı halde Orhan Pamuk'a ve düşüncelerini genelde paylaşmadığım halde, Murat Belge ve benzerlerine, bir ölçüde saygı duyardım.

Artık, ne Atatürk'ü aşağılamak için ''heykellerine sıçan güvercinler''in arkasına sığınan bir yazara... Ne de Onu savunurken ''ilkel''leşen yazara ve şaire saygı duyabiliyorum.

Ahmet Taner Kışlalı
(Cumhuriyet, 26.2.1999)